Şubat 24, 2006

Ihlamurlar Altında Yalnızlık

Eskiden sabahları kalbimde bir ağrıyla uyanırdım. Acı verdiği kadar tatlı gelen bir ağrıydı o. Hem vazgeçmek istiyordum hem hiç gitmesin... Garipti, sonsuza kadar sürecek sanmıştım. Bitti. Daha önce hiç sevgimi yok etmek için uğraşmamıştım. Zaten birçok şeyi de bu aşkla yaşamıştım. Bilmiyorum adına aşk denilebilir miydi? Ben dedim, oldu. O bitmesini istedi, bitti. Güzel bir söz var "olmayacak duaya amin denmez" diye. Olmayacak bir duaydı amin demedik biz de. O günlerde öğrenmiştim birine sevgiyle bağlanmanın, kendi hayatını onunla çakıştırmaya çalıştırmanın, pes etmeden yaşamanın önemini. O günlerden bana kalan pek çok hatıra var ve ben hiçbirini söküp atmak istemiyorum. Önemli olan da bu zaten galiba. Beni en çok üzen de oydu en mutlu edebilen de. Bir insan bir başkasının hem meleği hem şeytanı nasıl olabilirse... Ama o kadar çok yaralanmış ve yorulmuşum ki başımı kaldırmayı unutmuşum. Eğmişim önüme yoluma devam etmişim. Şimdi başımı kaldırıp etrafıma baktığımda kimse yok, yalnız kalmışım. Yüzünde aptal bir tebessümle yalnız kalmış bir ben. Hiç de yabancı gelmiyor bana. Aynada görmeye alıştım ne de olsa...
//

Biraz sonra Ihlamurlar Altında başlayacak. Aşkın karmakarışık olduğu bir dizi bu. Ara sıra izliyorum, izlediğim zamanlarda bağıra bağıra ağlamak istiyorum. Üzerime çok garip bir hüzün çöküyor. Hem yalnızlığımı hem kalabalıklığımı hatırlatıyor bu dizi. Belki de izlememeliyim. Zaten Çemberimde Gül Oya'nın yerini hiçbir dizi tutmuyor. Yine de izlemeye gidiyorum biraz daha hüzünlenmek için. Çok ihtiyacım var ya sanki...
Ihlamurlar altında yapayalnızım...

Sigara

Sigarayı bırakalı bugün 5 gün oldu. 5 gündür tek sigara içmedim. İlk iki gün sürekli yanmayan sigaraları içiyormuşum gibi yaptım. Halim gerçekten çok komikti. Artık gerek duymuyorum ona. Fakat çok öksürmeye başladım. Ciğerlerim temizlenene kadar sürermiş bu öksürük. Sigarayı
bıraktım derken insanlara kendim bile inanmıyorum aslında. Ben sigarayı severdim o da beni. İnsan kendine zarar vereni her zaman
manyakça sever sanırım. Ya da ben öyleyim, ben insan değilim... Birgün tekrar başlayacağımı bildiğim için bırakmak değil de ara vermek gibi bi'şey benimkisi. Saat 12 de sınavım var daha sonrasında kontrol edilecek ödevlerim var ve ben hiçbir şey yapmadım. Geldim burada blog yazıyorum. Bari Jelatin'in sobesini alsaydım.
Bu arada sanırım taşınmamız gerekecek. Annem taşınmayı sevmediği için büyü yapar gibi "inşallah" diyerek hemen ardından "satılmaz" dedi.
Bizim evi satın almak isteyen varsa fiyatta anlaşabiliriz?

Şubat 23, 2006

Belediye Eksi


mtlda ile "bardacık ve incir", "andaç ve yıllık", "çamaşır suyu ve klorak" ikilemlerini tartışırken bir yandan da Belediye'nin vereceği bursları düşünüyordum. Bi'çok arkadaşım "bana burs çıkıcak oh, kredi kartımla ödeyeyim" diye düşünerek limitleri şişirdi de şişirdi, kimileri borç aldı "15'inde bursu alınca veririm" dedi. Ama o burs hiç gelmedi. Okulda Haziran'da 900ytl verileceğine dair şehir efsaneleri dolaşıyor. Bazı öğrenciler tefeci konumunda köşe başlarında bekliyor, borç takmış olanlar duvar diplerinden sürüne sürüne dersine gidiyor. Kredi kartları sıralara konmuş "ne yapıcam ben ya?" der gibi bakılıyor. Öğrencilik zor tabii de, belediyeden gelecek 100 ytl bursu bekleyen öğrencinin hali daha zor. Mesela benim tek derdim babamın arada sırada sorması "belli değil hala" diyorum, susuyor. Dün konuştuğumda bu ay sonunda belli olacak demişlerdi. Umuyoruz öyle olur. Burs nedir diye düşünüyorum öğrenciye okurken yardımı olması gereken para diyorum kendi kendime. Okul biticek nerdeyse hala para verecekler. Ben büyüyünce burs vereceğim. Okulumuzda neredeyse "burs cinayetleri" işlecek. Muhteşem belediyemizin hanesine yazılan güzel bir eksi olsun bu da. Ah be İzmir gelişirken bir taraflarını eksik bırakmasan ölürsün değil mi?!

Şubat 21, 2006

Vega Konserinin Ardından Gelen Hastalık

Hayatım boyunca bulunduğum şehirde gerçekleşecekse kaçırmayacağım iki konser vardır: Şebnem Ferah ve Vega. Cuma günü Vega konseri vardı, kaçırmadım. Ön grup Anemi çıkmıştı biz gittiğimizde biraz bekledik, performans olarak iyiydiler ama hep cover çaldılar bir tek "T.A.K." diye bir şarkı söylediler -ki onların sanırım- bu şarkıda izleyici coştu da coştu. Sular durulmadan Dorian'ı beklerken K-9'la sahneye Vega geldi. Konseri arkadan izlemeyi planlıyorduk ancak sahnede mikrofonla adımı soyadımı söyleyince Deniz öne gittik. -nasıl hava atıyor tanrım çok matah sanki- 1,5 saat kadar sahnede kaldılar. Ooze malum rezaletti, iğrenç ve tiksinçti. Havasızlık ve sigara dumanı almış başını gitmiş, izleyicilerin olduğu kadar Deniz'inde gözlerini yaşartmıştı. Sahne yüksekti problem yaşadık yoksa hep beraber söyleyebilirdik. Bence olağanüstüydü performansları ama o geceki Vega'ya yakışacak hak edecek bir kitle değildi karşılarındaki. İstisnalar kaideyi bozmuyordu değil mi? Hepsi her zamanki gibi çok içten ve samimiydi ayak üstü röportaj bile yapacaktık. Kısacası konseriyle, sonrasıyla leziz bir konserdi afiyet aldık, tadı damağımıza yapıştı Mart'ta görüşeceğiz. Vega'ya teşekkürler bir kez daha...

Not: Pek sevgili mtlda ve Jelatin size kalbimin en güzel yerini kırdığınızı bildiriyorum. Hastayım diyorum "konser?" diyorsunuz. Hastaya konser demek yeni adet mi? Siz hasta olun da ben de size geçmiş olsun demeyeceğim intikam çığlıkları arasında "ee konser?" diye soracağım. Geçti zaten öyle olsun, o ye papucumu ye.

Şubat 20, 2006

Mola Gibi

Çok yorgun, bitkin ve hastayım. Kendime gelene kadar... Görüşürüz.

Şubat 17, 2006

Hımm

Uçuğum var diye konsere gitmeyecek değilim herhalde.
Hıh! Orada olacağım demir ağlarla örülüyor İzmir ama son metro 00.00'de bakalım...

Şubat 15, 2006

Avril'li Uçukal Enfeksiyon

Cuma günü Vega konseri var. Dün gece konseri düşünerek uyumaya çalıştım yattığımda 1.30 uyuduğumda 3.00 civarıydı. Uyku problemi çekiyorum yattıktan sonra yaklaşık 2 3 saat uyuyamıyorum. Bu problemin hangi doktorun ilgi alanına gireceğini düşünmüştüm en son gerisini hatırlamıyorum dalmışım. Ama ne dalmak dalmaz olaydım, bir kabuslar bir rüyalar 6'ya doğru sıçradım ve sandalyemde Avril Lavigne'in oturduğunu gördüm, tabii ki gözümü Türkan Şorayvari kırpıştırınca kayboldu ve ben de rahat rahat uyumaya devam ettim. Ancak sabah kalktığımda durum pek parlak değildi. Sol alt dudağımın hemen altında bir kaç şişlik bir araya toplanmakta ve "hadi birleşip uçuk olalım" demekteydi. Evdeki Zovirax bitmişti ve Asiviral'in 1 haftada geçireceği söyleniyordu. Zaten uçuk dediğin şey de kendiliğinden geçer 1 haftaya maksat konserde olmasın. İstemiyorum. Yani bir anlaşma olsa tek şartım cuma gecesi gidin sonra geri gelin ailecek yerleşin falan olacak ama... Okuyucular var mı bildiğiniz çok çok etkili ilaçlar veya "bak şimdi sarmısak sür" tarzı tavsiyeleriniz? Hepsini uygulamaya hazırım, lütfen ya yorumla bildirin ya da mail atın -adres yan tarafta- yardımınıza en çok şimdi ihtiyacım var. Şimdiden teşekkür ediyorum. En kötü ihtimalle küçük yarabantlarından yapıştıracağım konserde. Of ki ne of! Ters olmasa bi'şey dişimi kıracağım, ciddiyim.

Şubat 14, 2006

Yalnızlar Günü Mü Var Sanki?

Durum ne kadar vahim. Hayatımın merkezine birini koyup dünyayı boşlamayı özlemişim, birine hediyeler almayı ve saatlerce onu düşünmeyi de tabii. İnsan yalnız geçirince sevgililer gününü bitmesi için dua ediyor. Her yer çiçekçi dolmuş, sevgililer günü hatrına aşklar başlıyor. Tanrım bugüne uyanmamış olmayı ve tüm günü uykuda geçirmeyi dilerdim. Romantiklikten kırılıyor insanlar. 525 adını verdiğimiz ölüm makinesi okul otobüsümüzde bile herkes sarmaş dolaş. Erkeği -benim tabirim değil- demire tutunan kız sevgilisine dolanıyor. Gözümün önü vıcık vıcık sevgili kaynıyor. Bana düşen yalnız arkadaşlarımı gaza getirip dedikodu yapmak değildi aslında. Gaza getirilenlerden oldum ve kendimi bir yandan tırnaklarımı yerken diğer yandan da "çocuk çok çirkin", "kıza bak ne yılışık" muhabbeti yaparken buldum. Durum cidden vahim. Eve geliyorum annem yalnızlığımın bunalımından kurtulmam için köfte patates kızartıyor. Normal zamanda yalvarsan anca yapan insan bugün kendiliğinden sevdiğim yemekleri pişiriyor. İnternete giriyorum sitelerde kalpler, güller resimler uyuz oluyorum. Abim muhtemelen sevgilisiyle birlikte, annem heyecanla babamı bekliyor ve ben, ailenin yalnızı bir kedim bile yok. Gün batıyor diye seviniyorum ben ama gün aslında bitmiyor. Barlara, ortamlara akılıyor. El eleyken eller havaya yapılıyor veya ulu orta öpüşülüyor. Normal zamanda kız arkadaşımla sarılmış yürürken gören teyzeler "başımıza taş yağacak valla" derken bugün etrafındakilere "maşallah, ay ne güzeller" diyerek bakıyor. Winamp'ta "Günaydın Sevgilim" çalmasın diye listeden siliyorum. Aşksız şarkılar dinliyorum gezegen x'te sevgililer günü kutlanır mı acaba? Evet, bugün yaşanmadı böyle bir gün aslında hiç olmadı. Bünye bu kadar sapıtmadı ve ben aslında uyanmadım, sadece kabustu. Kabus!

Şubat 13, 2006

Melissa P.'li Sabah'lar

Hiçbir zaman Hürriyet'e alternatif olarak Sabah'ı görmedim, almadım. Hürriyet yoksa ya Milliyet ya Radikal aldım. Ancak dün birisi Sabah almış ve salona bırakmıştı. Bana göre gerçek gazetesiyle ekleri arasında bir fark olmayan Sabah'ı eğlenirim diye "Pazar" ekinden okumaya karar verdim. Ön sayfada Melissa P. adlı zat manşet olaraksa: "Birol Ünel'le sevişmek isterim" vardı. Röportajı okumaya geçtim, okudukça gerildim, gerildikçe sinirlendim. Kendi ülkesinde hayat veya ölüm hakkında yazmadığı için "yazar" olarak görülmediğini düşünen Melissa P.'ye göre kitaplarını okuyanların okurken mastürbasyon yapmalarında bir sakınca yoktu. Öyle ya kitaplarının okunma amacı "tatmin olmak"tı. Yazılma amacı da buydu sanırım. Hergün Türk erkeklerinden 30 mail aldığını ve bu maillerin "becermek" üzerine kurulu olmadığını aksine sahilde el ele yürümek gibi romantik fikirler içerdiğini söylüyordu röportajda. Eminim Türk erkeklerinin tek amacı Melissa'yla sahilde el ele yürüyüp ona güzel aşk sözcükleri fısıldamaktır -Tanrım çook romantiik-. Ülkemizde de kitapları satış rekorları kıran bu kişinin kitaplarını okuduktan sonra bizimkilerde *!?*'+*! isteği değil de Romeo&Juliet fikri uyanıyor. Ne gelişmiş, ne olgunlaşmış, her zevke doymuş milletiz ki pornografik kitaplardaki romantizmi bile yakalayabiliyoruz. Röportajındaki bir diğer inci olan Nazım Hikmet'i okuma isteğine gelince söyleyecek tek sözüm adamın kemiklerini rahat bırakmasıdır. Bu eve bir daha Melissa'lı veya Melissa'sız Sabah sokan insan da hayattaki en büyük düşmanlarımdan olacaktır.

Şubat 12, 2006

İstanbul

Aylar önce bilemezdim oturduğum bu yere çakılmış gibi kalacağımı. Oysa hep gideceğim sanıyordum ben. Herkese "biliyor musunuz ben gidiyorum" diyordum. Ne zaman bi'şeyi çok istesem o olmaz. Bildiğim halde söylüyordum çekinmeden. Çünkü "kırk kez söylersen olur"uda bildiğim için kendi kendimle çelişiyordum. Televizyonda ne zaman orayı görsem anneme veya babama dönüp "size bol bol fotoğraf yollarım" diyordum. Annem gitmemi istemiyor, belli ediyor babamsa hep susuyordu. Suskunluğunda gizliydi bir çocuğun hayallerini yıkması gerekliliği ve isteğimde gizliydi yaşayabileceğim tek yerin şehri. Gitmem için gereken her şeyi yaptım, yaptığımı sandım. "Gidersen"le başlayan cümleler duyduğumda gözümden akan yaşlar bir şeyi değiştiremezdi artık. O yaşları bir yere satıp "baba al bu paralar senin beni gönder" diyemezdim. Hayata küsmeyi yeğledim. Sigarayı günde iki pakete yaklaştırdım, gülerken ağlamayı öğrendim daha da öncesinde taş olmayı öğrendim. Kıpırdamadan durup düşünmeyi, saatlerce öylece kalabilmeyi öğrendim. "Geçer, unutursun" dediler ve ben hiç geçmeyeceğini, unutamayacağımı öğrendim. Tabelasını gördüğümde veya köprü üzerindeyken kendimden geçtiğimi ve sudan çıkmış balık gibi bir sağ cama yapışıp bir koridordan, sol camdan gözüken manzarayı ne kadar sevdiğimi keşfettim. Onlar hiç bilmediler, bilseler de gönderemediler ama ben bu gece İstanbul'a ait olduğumu hissettim. İstanbul, seni çok özledim...

Şubat 11, 2006

Yağmur Dursun Zaman Değil

Sürekli yağmur yağıyor. Hiç durmuyor sanki. Perdeyi ne zaman aralasam camda kayan damlaları görüyorum. Hava hep karanlık sanki hep gece gibi. Bu hüzün, bu ıslaklık, bu kasvet bana tek bir şeyi hatırlatıyor; sonbaharı. Yerde yapraklar yok belki, çoktan çürüyüp toprak oldular hepsi. Ama bu hava iyiye işaret değil. Her damla içimi eritiyor sanki. Kalbim şekerden yapılmış gibi, ıslandıkça eriyor, eridikçe kayboluyor.

//

Bir çocuk var dışarıda, gizlenmeye çalışıyor saçak altlarına. Korkma demek istiyorum O'na. Bırak yağsın yağmur sana, yağsın ve unuttursun mevsimsiz sonbaharları. Bir tek isimsiz gözleri kalsın aklında ya da su birikintisinden sıçrayan kelimeleri çamur kıvamında...

Şubat 10, 2006

Placebo

Placebo yeni albüm çıkarttı: "Meds". Albümde "Post Blue" adlı bir şarkı var. Dinleyin, özellikle introdayken bir şeyi hatırlayacaksınız, bir şarkıyı, birkaç film karesini ve bağıra bağıra "senden başka senden başka olamam ben başkasıyla"yı söylemeye başlayacaksınız. Ya kulaklarım beni yanıltıyor ya da benziyor, evet. "Heey Placebo çalmış, araklamış, hırsızlanmış, gebertin Brian ve diğerlerini!" yapsak olmaz değil mi Antişebo beyinli,kişiliksiz ve kendini sinekten daha değerli sanan insancıklar?! Sinir harbine geldim, pardon.

Şubat 08, 2006

Kıssadan Hisse

Kendini sen bile anlayamıyorken buz gibi ekranların ardına saklanmış buz gibi insanlara kendini anlatmaya çalışman neye yarar? Sarılsan ısındığın varken sarıldığında üşütecekse karşındaki konuşman neye yarar? Sen konuştuğunda gülüyorsa, kelimelerini kalp kırmamak adına tutuyorsan, çimen yerine duvar olmaya alışmışsan çarpıya basman neye yarar? Hayatın çarpısını bulamıyorken hem de...

Şubat 06, 2006

Sevgililer Gölü ve Dağınık Masam

Gün tüm sakinliğiyle başlıyor. Dışarda hafif bir yağmur ve sis var. Bir çökse göz gözü görmeyecek ama izin veriyor. Gözlerim en arabesk biçimde "görmeyeyim bi daha" diyor. Çünkü etraf aşktan kudurmuş sevgili kaynıyor. 14 Şubat sevgililer için geliyor. Reklamlar dönüyor, mağazalar hazırlanıyor. Sevgililer ne alsam telaşı yaşıyor içten içe meraktan çıldırıyor. Herkes sevgilisinden minicik de olsa bir hediye bekliyor. Bu günü her zaman yalnız geçirdim. Yine yalnız geçireceğim. Eller tutulacak etrafımda ben ellerim ceplerimde yürüyeceğim. İçimi Paris'teyim hissi kaplıyor -sanki Paris dışında aşk yaşanmıyor-. Gözümün önüne Gülşen Bubikoğlu'na kırmızı boyayla "seni seviyorum" yazıp yere oturmuş ve tüm gece yazısının bekçiliğini yapmış Tarık Akan sahneleri geliyor. Yeşilçam artık hep aynı filmleri veriyor. Hayat "ah nerede vah nerede" edasıyla sürüp gidiyor. Okula vardığımda hazırlık sınıfı öğrencileri -yani biz- sınıfımızı, notlarımızı, devamsızlığımızı öğrenmek için Yabancı Diller Binası'na akın etmiş oluyor. Kargaşada anlayabildiğim kadarıyla %75 başarılı olduğumu öğreniyorum. Anneme söylüyorum eve gelince "daha çok çalış" diyor. "Ööf amaan" çekiyorum, dönüp gidiyor. Odama girip masama kuruluyorum masam dağınık hiç toplanmıyor. Diş macunum ve sigaram yan yana durup tezatlık yaratıyor, bir kitap okunmayı bekliyor, bir telefon -ki Siemens'in çıkarttığı en dandik telefondur bence- hiç çalmıyor susuyor, küllükte bir sigara yanıyor, kahvem soğuyor. Ne kadar sıkılıyorum, ne kadar sıkıcıyım diye düşünüyorum. Sevgililerden nefret edip onları kıskanıyorum. Bunu itiraf edebiliyorum. Rakı kadehine dolsam ve başlasam "ben yalnızım, ben yalnızım" ölürüm hasretinleciler kadar meşhur olabilir miyim acaba?..

.

Ottan adam.
Hadi eyvallah.

Şubat 05, 2006

Blog

Masamda "oh be nihayet" dedirten bir kitap var. Hayret edilecek durum 17 ytl'ye almış olmam. "Fiş almayacağım" dediğimde 17,5 dedi, "buçuk da neymiş" diyecek kadar yüzsüzdüm. O vatan haini değil. Bugün yağmur yağdı süper bir şemsiye açtık. Ben fotoğraf çektim. Güzel bir gündü, kötü bir dündü. Yarın da okul açılıyor, pazar gününden ütülenen önlük kokusunu özledim.

Şubat 04, 2006

Şarkılar

Eskiden bir masada otururduk biz. Mutfakta dururdu masamız etrafında koltukları vardı. Koltuklar masayla aynı ahşaptandı. Sırt kısımları açılır, içine poşet falan konurdu. Sonra çay demlenirdi. "Petibör" bisküvi verilirdi çayın yanına. Abim onları hep çayın içine sokar öyle yerdi. Ben de öyle yapmak isterdim. O isteğimi görür "daha çok beklet daha güzel olur" derdi. Daha çok bekletirdim, bisküvi erirdi, bardağın dibine çökelti olurdu, çay bulanırdı. Ben ağlardım, abim susardı.

Şubat 01, 2006

Yalnızım

Neden böyle oldum diye sordum az önce kendime. Yanıt yok hala. Daha küçücükken ölmez insan. Ortada ne tamamlanmış bi masal var ne de kaybolmuş yıllar. Gerçekten küçücüğüm daha. Hani çok büyüdüm aslında evet. Sert çıkabilirim, sonunu düşünmem, git deseler çeker giderim doğru. Ancak yine de küçüğüm daha galiba. Mesela bilmezdim kedi yavruları gibi ilgiye ihtiyacım olduğunu yine bilmezdim aranmayı bu kadar çok isteyeceğimi. Günlerdir sessizliğiyle kulaklarımı yakan bir telefonum var. Duvardan duvara çarpmam neye yarar? Eskiden biz arardık birbirimizi -arayacak birileri vardı, arayacağım birileri vardı- ben vapura binerdim falan çimlere uzanırdık. Yandaki fotoğrafı o günlerden birinde çektim hatta. Şimdi hayat insanı oldum sanki. Boş olmak hoşuma gitmiyor ait olduğum yerden hoşnutsuzum hep. İçimde buraya ait değilim hissi gözlerimi çeviriyorum saat yönünde çay bardağında karışan kaşıkla beraber. Bilmezdim kelime oyunlarını bile özleyeceğimi. Yalnızlığın kalıcı olduğunu da. Neyse en azından o var yanımda. Nerden geldiğini bilmesem de br cesaret var dudaklarımda. Oyundan uzak, yalandan arınmış, içinde taşıdığı anlamı bağıran bir kelime iliştirmişim dudaklarıma; "yalnızım" .

Ocak 31, 2006

Asabiyet Geliyor!

Bazen, genellikle sinirimin tepe noktasına ulaştığı anlarda içimden geldiği gibi, sessiz değil aksine haykırırcasına küfrederim. Mesela vapur kıyıdan uzaklaşırken ben sigaramın olmadığını fark ettiğimde, mutfağın altını üstüne getirip kahvaltı şanına değer bi'şey bulamadığımda, blogumun ilk adresi damndan.blogspot.com'ken bir anda başıma ağır bi'şey düşmüş gibi şimşekler arasında yanıp sönen terskose.blogspot.com'u bulduğumda ve aylar aylar sonra benim neslimi yerden yere vurmayı kendine görev seçmiş, yaşıtlarımın konuştuğu Türkçe'ye ve piercinglerine kafayı feci halde takmış bir nevi orta yaş kahramanı http://terskoseden.blogspot.com u gördüğümde çok güzel küfürler ederim, etmiştim. Bana göre sabahın körü sayılan saat 09.00 sularında rüyamın ortasına gökten düşen elma kıvamında "dan dan" sesleriyle giren balyoz seslerini duyduğumda geçmiş günleri andım ve okkalı bir küfür ettim. Sonra duvarlarımın titrediğini fark ettim. Bi'kaç gün önce karşılaştığımız hırsızlar geri geldi apartmanı yerle bir ediyorlar sandım. Ancak gerçek bu değildi olay şuydu; üst kat komşumuz -ki yönetici sıfatını kendine yakıştırmış gözlüklü sevmediğim adam- evini balyoz darbeleriyle yerle bir edip yeniden kurmaya karar vermiş ve bu işe benim odamın üstünü yıkarak başlamıştı. Aklımın almadığı aynı aile evini her mevsimde gürültülü bir şekilde yenilerken ben bir yaz gecesi odamın camını açık bıraktığım ve müzik dinlediğim için "yarın işe gidicez be kapa şu camını!" tarzı serzenişlerle karşılaşmış camı kapatmakla kalmayıp utancımdan kendimi bile kapatmıştım. Aynı hassasiyeti hiçbir zaman göstermeyen bu insanlar bana ilkokul öğretmenimin özgürlük tanımını hatırlattı: "Başkalarının özgürlüğünün başladığı yerde sizin özgürlüğünüz biter." demişti Emin Bey. Eğer ilkokul günlerime yani o ana geri dönsem şu bilinçle hocama bir "hasktr" çekip bugün üniversite sıralarında oturmak yerine açıktan liseyi bitirmeye falan çalışırdım sanırım. Gecekuşu tabirini kendime yakıştıran bir insan olarak 6 saat uyku bana yetmiyor. Saat 15.50 oldu ama gürültü bitmiyor. Kahretsin! Amerikanvari bir aile değiliz, beyzbol sopamı alıp duvarlarını yıkmalarına yardım edeyim arada bir sopa elimden kaçsın kafalarına falan isabet ettireyim. Yapacak bi'şey yok küfretmeye devam. Çıldırmazsam iyi... Komşumuzun külüne değil bir tatlı huzur kıvamında sessizliğine muhtacım.
Yandaki fotoğrafımı neden koydum diye soracak olursanız bana değil arkamda, sigarasını emmek suretiyle içen büyük ihtimalle sinirden kudurmakla meşgul bayana bakın, onun kadar asabiyim bugün. Fotoğrafın alakası budur. Saygıyla bitirmek isterken bu postu saygısızlaşacağım için artık susuyorum yoksa elim her an kötü sözcükler yazabilir ve
O'nun düşmanı olmak istemiyorum ki düşman tanımına da "cuk" oturuyorum. Aman neyse zaten gerçek "terskose" benim. Hıh!

Ocak 30, 2006

Vega&İzmir

İzmir konser şehri olmaya en bi en güzel konserleri yaşatmaya devam ediyor. Beklenen grup Vega geliyor. Fiyu, yihu, heyo, oley durumundayım.
17 Şubat 2006 tarihinde Ooze Bar'da Sevgililer Günü'nü üç geçe görüşeceğiz. Tüm şehirde bayram ilan edeceğiz. Neyse artık susayım. Bekleyeyim.
Tamam tamam sustum
veya
ya sustum ya öldüm.
Yine de içimde zıplayan bi'şeyler var!
Fark ettiniz mi bilmem ama, küçük şeyler sevindirir ruhumu...

Gerçi hayal edebiliyordum ben bunu. Neyse, daha mutlu olamam bu akşam.

Ocak 28, 2006

Hırlısı var hırsızı var!

Bugün saat 17.30 civarında annemle apartmanın önünde karşılaştık. Asansöre bindik 6. kata geldik. Asansörün kapısını açmamla 19-20 yaşlarında 2 genç gördük. Biri asansöre bindi ama gitmedi diğeri kapıyı açtı fısır fısır konuşmaya başladılar. Eve girdik biraz bekledik sonra şüphelenip çıktık ve komşumuzun hem demir kapısının hem de evinin kapısının kırıldığını gördük 155'i aradık ev sahiplerine haber verdik. Evden bi'şey çalınmadan geldiğimiz için sevindik. Ya annem tek olsaydı bunlar anneme bi'şey yapsalardı diye düşünüp üzüldük. Alt kat komşumuzun da kilidi zorlandığı için bu hırsızlar apartmanı galeri gezer gibi gezmiş seç beğen al uygulamışlar dedik titredik. Bugün korktuk dün gece deprem oldu yine korktuk. Korka tırsa yaşıyoruz hadi hayırlısı...

Ocak 26, 2006

Söz biter

Garip günler geçiriyorum. İnkar etmiyorum fakat babama n'oluyor anlamıyorum. Cnbc-e veya Cnn izleyerek, konuşmasını düzelterek ve "benim çocuklarım 00.00'dan sonra internete girmemeli, odalarında sigara içmemeli" diyerek entellektüel bir görünüm kazanmaya niye çalışıyor bilmiyorum. Orta yaş bunalımı eğer geliyorsan yavaş gel. Gerçekten sıkılmaya başladım. Yapma denilen her şeyi yapmaya alışkın olduğum için belki de artık daha cazip geliyor koyduğu kuralları yıkmak. Mesela elime kitap alasım yok. Zira kitap okumak ona göre bir artı. Onu sinir etmek adına kendimden biraz daha vazgeçersem dönüşmemem gereken birine dönüşeceğimden korkuyorum. Saçlarımı kestirip "baba naber ya, abi sorma yaa" derken, mini Özcan Deniz veya "tiky" -doğrusu budur umarım- tabir edilenlerden birine dönüşmüşken Yonja'daki profilime belediye dağıtmış gibi duran polis gözlüklü fotoğraflarımı koyarken kendimi hayal bile edemiyorum. Baba krizini ertele! Yeni kriz masaları kurdurma. Tanrım sen de beni daha fazla zorlama...

Ocak 23, 2006

Şebnem Ferah Fırtınası

Dream Tv'de bir program var: Stüdyo 7. Sunucusu Öykü bilerek mi yapıyor yoksa gerçekten öyle mi konuşuyor -aslında konuşamıyor- emin değilim fakat Şebnem konserinde aynı o şekildeydik hepimiz. Konuşma özürlüleri gibiydik. Huaa, çok tatlı vb. şeylerden başka bi'şey diyemedik ki onları bile zar zor söyleyebildik. Muhteşemdi, mükemmeldi bunlar bilinen şeyler zaten. Çok özlemiştik, çok özlemişti. En kısa sürede tekrar görüşmek üzere gitti. Çok teşekkürler varlığı için...

Ocak 21, 2006

21 Ocak 2006 Unutulmayacak


O geliyor.








Bu gece hepimiz O'na gidiyoruz. Şenlik havası. Fiyuu falan durumundayız.

Ocak 20, 2006

Hayat Güzeldir Diyordu

Hayatımdaki insanlardan yalnızca biriydi o. Masasında "Hayat Güzeldir" duruyordu. Israrla bana o kitabı okuduktan sonra hayatının güzelleşeceğine inandığını söylüyordu. Çok saftı ya da çok saftım. Hayatın güzel olmadığını bilecek yaştaydım. Neden kendimi hep siyaha mahkum bulduğumu bilmiyordum. Beyaz benim için sayfaların rengiydi sadece. Biraz da buluttu. Umutlarımı yitirmiştim ve ümidin kötülüklerin en büyüğü olduğunu öğrenmiştim. Hayata onun kadar pozitif bakmıyorum belki de bakamıyordum. Siyah günler geçirirken ben, beyaz hayatına başlamıştı çoktan. O hala beyaz günlerde ve ben gri arasına sıkışıp kaldım. Artık ne siyahım ne de beyaz olabilmeyi beceriyorum. Yine de gamzelerinin güzelliğiyle hayat güzeldir diyen kadına karşı ılımlı yaklaşamıyorum. Belki de her şeyi önyargılarım yüzünden kaybediyorum. Dipsiz bir kuyu gibi görüyorum. Bu bulanlıklık canımı sıkmaya başladı. Hayat güzelse eğer adil davranmasını diliyorum. Biraz beyaz benim de hakkım sanırım en azından öyle olmalı...

Ocak 18, 2006

Söylemek İstediklerim Bunlar Değildi

Bugün hep özendim insanlara.Ne kadar mutlusunuz, ne kadar huzurlusunuz diye geçirdim durdum içimden. Hep başka hayatları gözledim, izledim bugün. Kendiminkini bir kenara bıraktım, biraz uzaklaştım. Derken bir kahve fincanında buldum kendimi Kızlar Ağası Hanı'nda. Başak'la oturmuş kahve içip lokumlarımızı yiyorduk. Sonra fotoğraf makinesi girdi işin içine ve olayın boyutu tamamiyle değişti. Meğer tüm gün ben fotoğraf çekeceğim diye kurulmuştu. Bütün o mutlu insanlar numara yapıyordu. Kameradan gözükenler beni memnun etmedi. Az önceki mutlu tablo silinip gitmişti. Bu duruma çok üzüldüm. Kendi kendime kızdım hatta. Tam fotoğraf makinemi kaldırıyordum "hadi bi de kendimi çekeyim" dedim. Çektim. Gülebildiğimi fark ettim. Gözlerimle değil, dudaklarımla.
Eve geldiğimde aslında o kadar da kötü bir gün geçirmediğimi anladım. Evet çok para harcamıştım ama "sanat" için değerdi. Hatta aslında yazmak istediklerim bunlar bile değildi. Yine babamın homurtuları ve annemin kulak tıkamaları arasında yitip gitti cümlelerim. Başka bir zaman, belki...

Ocak 17, 2006

Jelibonlar Hangi Renkti?

Bugün fark ettim ki ben bu blogun renklerini artık sevmiyorum. İçimi falan karartıyor ne bileyim. Bak başkalarına ne güzel blogları var. Kıskanıyor muyum? Olamaz ki. Bir zamanlar en güzel renkli blog olarak görüyordum kendiminkini ama sıkıldım artık. Yazma hissimi falan yok ediyor. Zaten verdiğim linkler yazı rengimle aynı oluyor. Sonra sonbahar gideli çok oldu ama bu blog hala sonbahar. Ben bile sıkılmışken bu durumdan uğrayan bi'kaç kişi de sıkılmıştır diye düşünüyorum. Cesaret edip oynayamıyorum bir türlü. Şöyle hareketli bir şeyler olsa. Gökkuşağı falan çıksa çocuklar koşsa oradan oraya. Aman öf ne bileyim işte.
Bir yardım meleği istiyorum ben. Ekranın sağ üstünde dursun ben ona tıklayınca "buyrun ne vardı" desin ben derdimi anlatayım o yapsın hemen. Kodlarla falan uğraşacak halim hiç yok. Nerden geliyor bu bezginlik yahu? Sıcaktan mayışmış olabilir miyim? Daha fazla soru sormak istemiyorum kendime. Ben burada sorularımla başbaşayken annem çok rahat bir şekilde "ben geliyorum şimdi" deyip gidebiliyor. Abim arkadaşıyla 21.00'da geleceğini söylüyor. Babam desen tek derdi tatil girdik mi girmedik mi. Nasıl bir aileye evlat oldum ben? Heh bir soru daha. Yeter!
Neyse benim markete gitmem lazım jelibon alacağım bol bol bu duruma iyi gelecektir. Yani öyle umuyorum. En az jelibonlar kadar renkli bir blog istiyorum!

Ocak 16, 2006

İş Bankası benim babam mı?

Böyle bir şeyi hiçbir objeyle yaşamıyorum belki de.
Ne zaman İş Bankası şubesi veya bankamatiği görsem içimi bir huzur kaplıyor. "Güvendeyim" hissi yayılıyor tüm bedenime. Böyle zamanlarda çok merak ediyorum geçmişimde bu bankayla ilgili bir anım mı var acaba? Mesela annem beni bir atm'nin içinde bulmuş olabilir mi?
Neyse.
Bugün de bankalarla, paralarla, baş ağrısıyla ve çıldırma noktasına yaklaşmakla sürdü ve bitmek üzere.
Hepimiz için, hepimiz adına Şebnem Ferah 'Bugün' diyor winampta...
Çok yakında -mesela bu cumartesi- Levent Marina'da. Kulakların pası silinecek, zat-ı şahane kıymetlisini şereflendirecek. Hasret bitiyor, Şebo geliyor.
Okulu özlüyorum galiba. Yapacak bir şey bulamamak çok sıkıcı. Sıkılmaktan bile sıkılır mı insan?!

not: ipod, i-pod, i pod herneysen işte benim olacaksın!

Ocak 15, 2006

Serzenişteyim!

Dün Televizyon Makinası 'nda Vega vardı evet.
Aynı çileye Şebnem Ferah varken de tanık olmuş,sinirlenmiş yine de "iki şarkı söyledi ama olsun" demiştim.
Dün yine tam delirmek ve "makina"yı kapatmak üzereydim ki Deniz'i gördüm.K-9'dan başka bir şarkı beklerdim.Gözlerinden ateş fışkıracaktı nerdeyse, eğer sinirliyse sinirini karşı tarafa bu kadar iyi geçiren birisini daha görmedim.
K-9 sonrası tıpkı Şebnem gibi Vega da kayboldu ortalıktan ve ben daha fazla dayanamadım kapadım "makina"yı.En iyisini yaptım belki de.
-Tanrım bu yazı göndermesiz bitemez-

Ne uğraşıyorsun boş şeylerle, üzerinden prim yapmalalarla.Kimse üzerine geçirdiği kılıfla adam olmuyor.Çok öten bülbül elbet bi'gün susuyor, susturuluyor.Bilgisayar başında artistlik moda olmuş galiba, moda sana çok yakışıyor hemen giy.Kendini çok zeki zanneden sen, bak "Şebo" muzun bir şarkısı vardı Oyunun Sonu diye...Oyunun sonu sen değilsin, daha yeni başlıyoruz.Şah mat..
Neyse; çektim fişini bu yazının.

Ocak 10, 2006

İsteklerim Bitmez

Tanrım.
İlk görüşte aşk varsa eğer;
evet ona ilk görüşte aşık oldum.
Bunu istiyorum hem de çok!

Sen ne güzel bi'şeysin ya of!
Önümde iki seçenek;
1)İstanbul'a gitmek.
2)İpod almak.
terazi burcuyum.Lütfen yardım edin

Höf

Nasıl bir sıkıntıdır bu?
Ben stres topu değilim ki niye bu kadar sıkılıyorum-iğrenç espriler yapıyorsun-.
Hiçbir şarkı ruh halimi değiştirmiyor.
Çok canım sıkılıyor.
Niye ki?
Blogu değiştirsem mi biraz?..
Çok mu iç sıkıyor ne!

Ocak 09, 2006

Ocak 07, 2006

O şarkı

Hep şarkılardaki anlamı paylaştık O'nunla..
O kadar çok şarkımız var ki..
Yine de bi şarkı var dinleyemiyorum uzun zamandır..
Her duyduğumda içim acıyor..
Çoğunluk biliyor..
Bu Sabahların Bir Anlamı Olmalı'dan bahsediyorum..
Elimde değil açıp dinleyemiyorum...
Belki yine beraber dinleriz diye hayaller kuruyorum..
Ne güzel hayallerim var benim
saçlarım kadar dağınık
gözlerim kadar aydınlık..

Ocak 05, 2006

Hayat

Bazen iyi şeyler de olmuyor değil hani..
Her sabah nefretle uyanmak da kolay değildi..
Biraz daha pozitif başlıyorum günlerime yine de ters köşeye yattığım zamanlar oluyor ama olsun deyip geçiştiriyorum..
Galiba değişiyorum, büyüyorum..
Ne garip..
Oysa ben çocukken istemezsem hiç büyümem sanıyordum..
Ama büyüyormuş insan istese de, istemese de..

Ocak 04, 2006

Of

Gelmeyeceğini bile bile bekliyorum..
Sonu belli acıları hep ben çekiyorum..
İnat ediyorum bazen git bazen gitme diyorum..
Ama en çok O'nu seviyorum..

Ocak 02, 2006

Şey Gibi

dileğimi tuttum
gözlerim kapalı
açmıyorum
sayıyorum
gizli bir günahı
en derine saklar gibi
seni gitgide içime gömüyorum.

Aralık 29, 2005

Doğruyu söylemek



Susmak kolaya kaçmaktı..
Daha fazla dayanamadım belki,
belki de bu kadarı yeterdi, yine de
"nasıl başlasam utanmadan konuşmaya".
Özlüyor insan bazı şeyleri.
Hep arıyor yitirdiklerini..
Ağıt yakma ya da yas tutma zamanı değil şimdi.
Söyleyeceklerim bitti sandığım andı,gitti.
Artık anlıyorum, biliyorum aslında bitmedi...

Aralık 07, 2005

Hayallerime Dair

Bilmiyorum..
Bitmiyorlar bir türlü..
Hayır biten bi'şeyler var işte gözümün önünde..
Tükeniyor ağlatıyor her gelip gidişinde..
Artık gitti..
Kovulmadan gitti..
En iyisini etti..
Dönmemeli bir daha geri,
asla!..
//
Güzel şeyler de olmuyor değil hani..
1. sınıfa geçer geçmez,
yurt ya da eve yerleşip
Bornova'da bir iş bulup..
Her gece içip yazılar yazacağım bir hayat bekliyor beni..
Az biraz daha sabır..
Gerisi zaten gökyüzü kadar mavi..
Kendimi "ben" kurtaracağım
ve "Türkiye duyma"sa da ben kendimle gurur duyacağım!
Bulut olacağım..
yine de sevgilin serzenişte,,
işte.

Aralık 03, 2005

Söz veririm

yorulmam devam, fırtınam tamam,
hadi kalk canına yandığım savruk tembel beden,
elimde hesap soran kızın kayıp inançları,
avlanan biz değiliz korkunun naylon kanatları.
sevemedim onları
ben bi türlü
naylon öfke kuru gürültü,
ört üstümü şimdiden kirlenmeden.
çıktığın yolum, çaldığım kapım,
yetti sus canına yandığım yalan yanlış sözün,
yüzünde yanık yenik kadınlardan ödünç acı.
ağlama biz biliriz yırtılan naylon sevdaları.
sevemedim onları ben bi türlü
naylon öfke kuru gürültü,
ört üstümü şimdiden kirlenmeden.

Kasım 28, 2005

Bu sabahların bir anlamı olmalı



yastığına senin sarılıp kokunla uyumuşum
üstüm açık kalmış, üşürken sabah olmuş
"uyan" dedi bir ses, "uyan,o burada"
uyandım, aradım, bulamadım
suçum neydi?
neden böyle oldu?
bu sabah bir umut var içimde;
nasıl olsa geri gelirsin diye
her şey yerli yerinde yine
bu sabahların bir anlamı olmalı
koltuğuna senin kıvrılıp, hayalinle uyumuşum
camlar açık kalmış, ürperirken sabah olmuş
"uyan" dedi bir ses, "uyan,o burada"
uyandım, aradım, bulamadım
bu sabah bir umut var içimde;
nasıl olsa geri gelirsin diye
her şey yerli yerinde yine
bu sabahların bir anlamı olmalı







Gittiğinden beri bekLiyorum seni..
Emin oL hiç bitirmedim..
Geçmiş zamanLı cümLeLer kuramadım seninLe iLgiLi..
O kadar uzun zaman geçti..
ve ben çok özLedim seni,sesini..
Kimse senin gibi güLmedi buLutLarın ardındaki güneş misaLi..
ya da kimse ısıtamadı içimi,sen sarıLdığında ısındığı gibi..
Ama biLiyorum ki haLa kimse sevmedi benim seni sevdiğim gibi..
Sana geLmek üzere gitmek istiyorum..
GeLmemek üzere gidiyorsun..
Tüm yoLLarım sana çıkıyor,her günüm sana doğuyor..
AnLamıyorsun,beLki de anLıyor anLadığından korkuyorsun..
Nerede oLduğunu biLmiyorum..
Arayıp sana dair bi'kaç keLime söyLemek
güLüşünü duymak istiyorum..
Sonßaharım seni sensiz de seviyorum..
Bugünün hatrına geL,istersen yarın yine gidersin..
Eğer bugün geLirsen,gözyaşLarımı siLersin..
Bu sabahLarın anLamı tek ve değişmeyecek demiştim,
hatırLa.
Bir de bak şu konuşan insanLara..
O kadar çok "sus!" dedik anLamadıLar..
AğızLarına geLeni gördükLeriyLe yorumLayıp harmanLadıLar..
Sensiz boğuşmak dahi istemiyorum,güLüp geçiyorum hepsine..
BiLiyorum duymak istedikLerin yazdıkLarımın tersine..
Ama yine de soruyorum kendi kendime,
niye her sabah bu umut var içimde..?
Bu sonbaharLarın bir anLamı oLmaLı..
"Bugün"ün hatrına geL,istersen yarın gidersin..

Kasım 27, 2005

Nedensiz

Blogumla aram açıldı..
Ben yazmak istemiyorum o da yazdırmak istemiyor..
Barışacağız yakında..

Kasım 23, 2005

Broken Puppet
























Oyun başlar ve sergilenir roller..
Gözyaşları üzerine iliştirilmiş makyajı akmış maskeler..
Kasapta et seçer gibi seçer oyuncağını seyirciler..
Alır götürür sahneden..
Paramparça eder,daha aşk kendine gelmeden..
Sonra..
Kapanır perdeler ve biter seyirler..
Geride kalır kırılmış oyuncaklara ait;
"paramparça aşklar,köpekler"..

Kasım 22, 2005

Bir damla gözyaşı

tersköşe® :
başkasına sevgi vermek için sevmek lazım kendini
tersköşe® :
kendimden nefret ediyorum anlayın gerisini

Kasım 20, 2005

Kasım 17, 2005

Kasım 16, 2005

Çok uzaklarda

Mutluluk çok uzaklarda anne
bizi bırakalı

terk edeli çok oldu..
Sen de biliyorsun bir aile değiliz biz
Çoktan kaybettik,yitirdik bazı şeyleri
Sanki mutsuz olmak için dünyaya gelmişiz..
Biz diye bir şey yok anne
boşuna bir arada tutmaya çalışma,
arada kalma..
Bırak ve git bizi..
Mutluluğun peşinden git..
Bir kez gülümse n'olur ömrünün kalan yılları hatrına..
Bir kez bak hayatına ve gör yaşamadıklarını
ertlediğin yaşadıkların uğruna..
Annecim;çoktan bittik ve tükendik biz..
Birbirimizden koptuk ve parçalandık..
Başkalarının sımsıkı sarıldığı hayatlara biz hep uzaktan baktık..
Daha fazla ertleme hayatını
sarıl rüzgara ve git..
Beni düşünme
Ben de gideceğim bir yerlere..
Ama hayır boşuna sevinme..
Gideceğim yön aynı değil ki seninkiyle..
//
Paramparça aşklar köpekler değil aslında o söz
Paramparça hayatlar aileler..

Kasım 14, 2005

Kavaller

isterim bir prenses :)

Günün notu:Hiç bu kadar iğrenç hissetmedim.
Günün Tavsiyesi:Webcam'de saçma sapan pozlar verip,paylaşın.Zevkli oluyor.

Kasım 13, 2005

Gmail Davetiyesi

Hala Gmailiniz yoksa..
Nasıl alacağım,davetiyem yok diyorsanız üzülmeyin.
terskose.blogspot.com Gmail davetiyesi dağıtıyor.
Evet evet yanlış okumadınız.
churchell@gmail.com adresine mail yollayan ve yolladığı mailin konu kısmına "davetiye" yazan ilk 20 kişiye hem de..
Paylaşım çılgınlığım geldi.
Kendimi Happy Hours Vj'i gibi hissettim,gerçekten..


Günün notu:İki bayram arası davetiye yollamak sevaptır.
Günün tavsiyesi:Gmail iyi bi'şeydir maili silmenize gerek yokmuş..

Kasım 12, 2005

Serzenişte

Sözleriyle mükemmel olan.
Müziğiyle mükemmel olan.
Söyleniyle mükemmel olan.
Çalanıyla mükemmel olan.
Tamamiyle bir bütün olan ve oluşturdukları bütün tapılası olan;
VEGA...Geliyor..
Şarkıları Serzenişte radyolarda dönmeye başladı bile..
Ha gayret..Son bir "hadi ya"dan sonra "oh be nihayet" gelecek..
Herkese albümü,daha çıkmadan tavsiye ediyorum.

Ben büyüyünce Vega olacağım.Kararımı verdim.

Günün tavsiyesi yok,senenin tavsiyesi:Vega'nın yeni albümünü çıkar çıkmaz alın..Sevdiklerinize hediye yerine alın,çocuklarınıza çizgi film yerine albümü alın.Bayramlarda para yerine albüm dağıtın.Korsandan uzak durun.Hatta kaçın.
Günün Notu:Site de geliyor..İlerliyor..

Kasım 11, 2005

Orada olan adam

Mutluluğun ayrıntılarda gizli olduğunu
ya da küçük şeylerle mutlu olabildiğimi çok uzun zaman önce keşfetmiştim..
Vahiy gibi gökten de inmemişti ayrıca öğrenene kadar mutluluğu,
pek çok zorluk yaşamış ve hepsine göğüs germek zorunda kalmıştım.
Bayram sabahı harçlığı beklemek kadar işkenceliydi mutluluğa kavuşmak.
Ancak kapımı çaldığı zaman da gelen özlediğim eski bir dostummuşcasına boynuna atlar
yaşadığım acıları birdenbire unuturdum..
Hüzünleri yolcu eder,dünyaya kapılarımı açardım.
Yüzüme en güzel gülümsememi takar filozoflar gibi sokaklarda dolaşırdım.
İnsanlara mutluluk dağıtmaktı amacım;satmak değil,karşılık beklemeden vermek,paylaşmak...
Hatta böyle günlerimde;
geceleri -mağaza kapandıktan sonra- beyaz eşya mağazası önüne gelen,
yere bir döşek serip köpekleriyle birlikte üzerine uzanıp,
sevgilisi yerine battaniyeye sarılan,
vitrinden televizyon izleyen adamı düşünür hüzünlenirdim.
Onun için bir şey yapmak ister ve anneme hep:
"İlk röportajımı o adamla yapacağım." derdim.
Ben onunla iletişime geçmekte doğru yol ne acaba diye düşünürken bir şey gitti ruhumdan..
Mutluluğumdu giden..
Şimdi kendimi daha şanssız görüyorum o adamdan..

Belki de o daha mutlu sigara dumanı altında hayatı tükenen ve buna engel olamayan bu çocuktan..
Mutluluğum..Huzurum..Gitti evet..
Uzun zamandır uğramıyor dünyama..
O yokken acıların en sertlerini göğüslemekten başka,
çare kalmıyor ki bana...

Günün notu:Fotoğrafaki adamın "orada olan adam"la alakası yoktur.O kişiyle en kısa sürede -mutluluğum gelse de gelmese de- konuşup,hikayesini buraya taşıyacağım.En azından bir adı olmalı..
Günün Tavsiyesi:Mutlu değilseniz ve sebep aileniz ya da ailenizdeki kişilerden bir veya birkaçıysa imkanınız varsa ya ayrı eve çıkın ya da aileninizi değiştirin.Bakın ben ikisini de yapamıyorum ne hale geldim..

Kasım 09, 2005

Işık

Şarkılardan kalma hüzünler biriktiyorum yüreğimde..
Yaşadığım her acıyı saklıyorum belleğimde..
Bazen yüzleşmek zorunda kalıyorum biriktirdiklerimle..
İçsel yolculuğuma çıkıyorum,kendime gidiyorum..
Çok uzun yol sarfediyorum,o kadar uzağım ki kendimden...
Gerçekten yoruldum çektiklerimden..
Bazen kafamı boşaltmak istiyorum.
Gidin diyorum anılarıma,beni rahat bırakın diyorum.
Kovsam da gitmiyorlar,beni bana bırakmıyorlar..
Dünyaya buğulu gözler ardından bakıyorum hayatım boyunca..
Gözyaşlarımı biriktiriyorum gözlerimde..
İçime ağlıyorum,içime boşaltıyorum..
Kısır bir döngüyü tamamlıyorum her gün..
Bir parçası olmaktan sıkıldığım bu oyuna devam ediyorum yine de..
Rüyamda görüyorum kendimi..
Bir bahçenin ortasında oturmuş anılarımı uğurluyorum..
Hepsi vücutlara bürünüp gidiyor,uzaklaşıyor..
Sonra yatıyorum yere,çiçeklerin üstüne ve gökyüzüne bakıyorum..
Işıkla tanışıyorum.Onu çok seviyorum..
Sonra uyanıp devam ediyorm hayatıma..
Uyanıkken gece kadar karanlık..
Rüyalarımda hep özlediğim aydınlık...

Kasım 08, 2005

Bitti Sanırım

Benim gibi seni kimse sevmedi..
Sevmeyeceğini de biliyorum,biliyorsun..
Bilmiyorum hala neden kaçıyorsun,neden korkuyorsun..
Uzatıyorum ellerimi sana sen inatla itiyorsun..
Susuyorum sana,ruhuna,sen benden uzakta yaşıyorsun..
Kapıyorum kapılarımı artık..
Gelmeyeceğini biliyorum..
Gelsen de yokum.. Bu yüzden gelmek istersen gelme,haber veriyorum..
//
"Gitmeye gelmiştim
Geldim
Gidemiyorum
Gelmeye gidiyorum..."
//
Artık seni kendim kadar sevmiyorum..
Dönüş yok..
Huzurlu ol,mutlu kal..
En sevdiğim sana veda ediyorum...

Günün notu:İrem ortaya çıktı artık iyice.Hatta şarkısının adı "Hayal Et Sevgilim" imiş.Şarkıcı olmak istemiyor o hukuk okuyormuş.Şarkı hakkındaki hikayelerin hepsi uydurmaymış.Röportajı okumak isteyenler,ben de sizi seviyorum.
Günün Tavsiyesi:Hacettepe 84 veya öyle bi'şey.Ölürüm Hasretinle galiba.O şarkıyı da bulun,indirin.Senaryolar yazmayın,uydurmayın herifler yaşıyor yahu!

10



Bugün yine büyük bir zafer kazanıp 525'imizden* sağ çıkmayı başardıktan sonra ilk defa şaşırmayarak doğru binaya yöneldim ve Video Listening dersimize vaktinde yetiştim.Derse geçmeden önce bir hafta kadar önce olduğumuz Reading sınavı -vize bu değil,değil mi?!- sonuçlarını dağıtmaya başladı,benden başladı: "-Çağdaş, 10!" dediğinde ufak çaplı bir sinir krizi yaşamak üzereydim ki Öss'yi kazandığım günlere geri döndüm.Hızlı hızlı sonuç kağıdımı,sevincimi,babamın hezeyanlarını,hayal kırıklıklarımı,okula kaydımı ve daha birçok şeyi 5-6 saniye içerisinde hatırlayıp içimden "holey" -çocukluğumdan beri oley yerine,holey derim- diye bağırdıktan sonra hocaya teşekkür edip kağıdımı aldım.Mutlu oldum.Sonra derse geçmeye çalıştık ancak bir türlü olmadı.Gerek öğrencilerin mevsimi olmasa da yaşadığı bahar pıtırcığı halleri,gerekse hocamız Salih Bey'in iğrenç esprileri ki bi'kaç örnek vermeden geçmeyeceğim;
-Buraaaak,son duraak.
Öğr:-Hocam ** ne demek?
Hoca:-Ben Beşiktaşlıyım çocuğum.
Ö:-Ben size takımınızı sormadım ki..?
H:-Sormadan söylemek marifettir yavrum!
yüzünden dersimizi bir türlü yapamadık.Durumdan hoşnut bir şekilde binadan ayrıldık.

*525 hakkında bilgi almak için
sözlüğe bi' uğrayın.
Günün notu:Artık lisede okumadığım psikolojisine kendimi inandırmam gerekiyor,hayır
Marmara yerine Ege olunca insan adapte olamıyor...
Günün Tavsiyesi:Komünite'ye mutlaka uğrayın.

Kasım 07, 2005

Neşeyle başlayın her yeni güne


Garip bir mutluluk tablosu çiziyorum şu günlerde ve nedenini de çok merak ediyorum.Aslında bu ruh haline tekrar kavuşabilmiş olmam güzel bir başlangıç.Umarım devamı gelir diyorum.Yalnız sanırım biraz suyunu çıkartmaya başladım-önüme çıkan kediye,köpeğe her şeye gülümsüyorum-.Vücudumda haddinden fazla endorfin salgılanıyor,farkındayım ne yapacağımı bilmiyorum.Sanırım bu ruh hali beni bırakıp gidene kadar "pişmiş kelle" tabir edilen surat ifadesiyle dolaşacağım.
Aslında fena da olmadı sürekli yeni şeyler keşfediyorum.
Hatta bir sır açıklayayım; kendimi Amelie gibi hissetmeye başladım.
Bir tek cebimde taş biriktirip akarsu kenarına gidip onları sektirmem eksik!İşte onu da yaparsam beni imha ediniz.Yoksa bu mutluluk bu bünyeyi kendiliğinden imha edecektir.Bu yazı burada bitecektir.

Not:İki resim arasındaki 7 benzerliği siz de görebildiniz mi?
Günün tavsiyesi:
Picus okuyun.Mutlaka okuyun.Şiddetle tavsiye ediyorum.Hem hediyesi de var.Yoksa siz hala?!

Sorun Yok

Yorum kısmı düzeldi bilgilerinize...

Alttaki posta yorum yazın diye bekliyorum.(çok yüzsüzce oldu n'apayım?!)

Kasım 06, 2005

Hadi Buyrun Bakalım

İşte beklenen (!) değişiklikler gerçekleşti.
Dırınınım!

katkılarından dolayı t'tku'ya teşekkürü borç bilirim.

Kasım 05, 2005

Yemek üstü sigarasız

Parmaklarımın soğuktan klavyeye dokunurken acımasından hoşlanmaktansa,
yemek yedikten sonra sigara içmekten hoşlanırım.
//
Daha kimler var,neler yok bakmamışken ben mtlda'nın bi'şeyler yazdığını iletti Msn.
Blog yazmaktan -daha doğrusu yazamamaktan- soğuduğum günlerden birindeydim.Zaten ne kadar okumaya çalışsam da bu kitabı bir türlü anlayamıyordum.Oysa Nietzsche'yi seviyordum.Biliyorum yaşasaydı O da beni severdi.Herneyse konumuz bu değil.İşte ben bu duygularla dolup taşarken güzel bir haber verdi mtlda ve sevindirdi beni.(Ne kadar küçük şeylerle mutlu olabiliyorum değil mi?)Evet.Ufak çaplı da olsa oluşmaya başlamış olan hayran kitlemin ilk ve tek halkası sana sesleniyorum:Teşekkür ederim.Evet kazandım o lanet sınavı.Umarım iyisindir.Yapabileceğim bir şey olursa haber verebilirsin.
Ve gelecekte bu halkaya eklenerek zincirler oluşturacak diğer nesil bol bol Vega dinleyin.
Blog aşkım fişeklendi!

Korkar mısınız?

Linke tıklayın.
Oynayın.
Amaç yok tıklayabildiğiniz her şeye tıklayın,tıklayın...


Sağol Erran'cım.

Kasım 04, 2005


Bu filmi izlediğimde çok etkilenmiştim.
Anlatılmakta olan Amerika Fırsatlar Ülkesi üçlemesinin ikinci halkası olan Manderlay vizyona girdi.
Başrol Grace'i Nicole Kidman yerine Byrce Dallas Howard oynamakta.
Yönetmen yine Lars Von Trier.Üçleme Washington'la son bulacak.
Dogville'i izleyip beğenenlerin kaçırmaması gerektiği söyleniyor.
İzlemeyi düşünüyorum.Film hakkındaki yorumlarımı izledikten sonraya bırakacağım.

not:Nicole Kidman'ın olmamasına üzüldüm.

Kasım 03, 2005

Bayram geldi

En kötü bayramım buydu sanırım..
Abime söylediğim gibi:
"Bayram bizim eve gelmedi,niye gelsin ki..?"
Eski bayramlarda tattığım sevgi yok artık..
Sabah erken uyanıp hep beraber kahvaltı yaptığımız bir ailem de..
Herkes kendi derdinde,ayrı ayrı takılıyor.
Bazen birleşir gibi olup birbirini sıkıyor..
Oldum olası sevmem babaannemlere gitmeyi.
İlk onlara gittik.
İlk defa bu bayramda hem abime hem bana eşit para verdiler şaşırdım.
Piercingimi ucunu takmadığım için fark etmediler,saçlarıma laf söylemediler.
Belki de onlar da büyüdüler,bilmiyorum..
Anneanneme gitmedik.Geç oldu dedi babam.Kızdım,sustum.
Tam evin kapısından girdik,anneannem aradı.
Ben konuştum "yarın geleceğiz" dedim.
Burkuldu sesi biraz "ben de yemek yedikten sonra yatacağım o yüzden aradım" dedi.
İçimden bi'şey koptu.
Babamdan bir kez daha nefret ettim.
Balık aldığında da nefret etmiştim.
Sofrayı hazırladım.Annem pişirmeden önce mutfağımızın ortasında en ölü halleriyle yatan içi dışına çıkmış zavallılara bir kez daha baktım.
Babam bana haberleri izlemem gerektiğini söyledi.
Bilgisayarın başında olduğum için kızdı ama belli etmemeye çalıştı.
Muhtemelen aklından "bu çocuktan gazeteci olmaz" diye geçirdi.
Odadan çıktıktan sonra "olacak" dedim.
Babamdan yine nefret ettim.
Doğumgünümün yine Ramazan'a denk geleceğini öğrendim.Sinir oldum.
Mtlda okudum biraz.O'na özendim.Bugünümü yazdım biraz da ruh halimi kattım.
Ama en çok babamdan nefret ettim.
Bayramdan da bi' o kadar...
Size iyi bayramlar.
Bize uğramadı,Noel Baba gibi es geçti..

Kasım 01, 2005

Mis Sokak

Burayı özledim






not:mtlda fotoğrafı izinsiz kullandığım için özür dilerim.

Son'a yaklaşırken

Keşke hayatı sıfırlayacak gücüm olsa diyorum..
Hayatımda ne çok şeyi değiştirmek istiyorum..
//
Önce bulmak sonra kaybetmek seni..
ya da
seni sevdiğimi sanarken sevmek çektirdiklerini..
Sana göre doğru olan buydu..
Buna inanmak istedin buna inandın..
Bana sormadın bile,böyle dedin gerçeklerden kaçtın..
Oysa ben en derinimde hep seni sakladım..
Her güne senin adınla başladım..
Denizlere gözlerimden hep seni akıttım..
Benim kullandığım paranın bir gün dönüp dolaşıp senin eline geçeceğini..
Ben burdan seslenirsem belki çok kuvvetli bir rüzgarın söylediklerimi sana getireceğini..
Gecenin bir vaktinde uyanıpta adını söylediğimde senin de aniden ya uyanacağını,
ya da
beni rüyanda göreceğini düşündüm..
Bunlara inandım..
//
Yıkık dökük bir limandım..
Teknendeki ışığı hayatım sandım..
Önce biraz dinlendin ve duruldu dalgalar..
Tam tutacakken ellerinden sen başka sulara açıldın...

Ekim 31, 2005

Soğuğu yok etme çabaları

1.Avuçlara hohlamak.
2.Kolları çapraz biçimde vücuda dolayıp bir yukarı bir aşağı hareket ettirmek ve bir yandan ritmik biçimde "vııııı" veya "rııııı" demek.bknz:resim

3.Elleri Türk filmlerinde karlı anlaşmalar yapan adamlar gibi ovuşturmak.
4.Üşüdüğünü unutmaya çalışmak,ayaklarının donduğunu hissetmiyormuş gibi yapmak.
5.Battaniyeye sarılmak.
6."Yahu bizim radyatörlerimiz vardı noldular ki?" diye düşünmek.
7.Soğuktan kurtulamamak.
8.Donarak ölmek.

Bugün ki dersimizin de sonuna geldik.Bir sonraki dersimizde tekrar görüşmek üzere hoşçakalın..

not:Cenazeye merhumun tüm yakınları davetlidir.Şerbet yerine sıcak çikolata dağıtılacaktır.

Ekim 28, 2005

Kirlenmek güzeldir

Masumiyet fotoğraflarda eskiyip solmadan,
bi'kaç şey karalamak istedim...
Döndüm gibi bi'şey evet.
Özledim.
//
Evin karşısında bir ağaç var,
Yapraklarını sararttı,yakında dökecek..
Sonbahar bende kaldı,hiç gitmeyecek,
terk etmeyecek..

Ekim 18, 2005

Virgül

Bir süre yokum..
Kendinize dikkat edin.

Ekim 05, 2005

Gayret

Çok az kaldı pek yakında yine yepyeni yazılarımla sizlerle buluşacağım..
Tatil bitmek üzere..
Bir yenilikler bir değişiklikler peşindeyim neyse..

Eylül 28, 2005

Iska!

Hayatı ıskalıyorum sanırım..
Bir türlü tutturamıyorum mutluluğu,o huzur dolduran nefesi..
Hep engelleniyorum,hep bir el göğsümde..
Kulaklarımda sessiz bir çığlık,anlamsız bir korku yüreğimde..
Ruhum zifiri karanlık..
Işığın yansıması bile yok etrafımda..
Güneşten uzak yaşayan gölge insanlarla paylaşıyorum derdimi..
Paylaştıkça çoğalıyorum..
Işığı arıyorum..
Kendim için,hepimiz için arıyorum..
//
Bir yön vermeli bu hayata vakit geçmeden..
Ya da çekip gitmeli bu ömrü daha fazla ziyan etmeden..

giden bir can aslında...

Eylül 22, 2005

İzmir

İzmir'deyim..
Özleyenler olmuş çok şaşırdım.
Ben de özlemiştim aslında..
Dikkatimi çekti de hangi şehirden gitsem ardımdan ağlıyor..
İzmir'e sonbahar gelmiş.
Güneş bulutların arkasına saklanmış,bulutlar dolmuş..Ağlamak üzereler.
Ağlasınlar ki yıkansın bu kent..
Tüm kötülükleri akıtsın üzerimizden..
Kasvete,hüzüne boğsun bizi ve biz kaldırıp başımızı bakalım gökyüzüne.
Kimi özlediysek orada görelim yüzünü.
Akan yaşlarla giderelim susuzluğumuzu..
Toprak gibi bekliyorum yağmura kavuşmayı..
Yağmurum,hayat suyum..
Yağacak ve götürecek her şeyi çok uzaklara..
Yapraklar ıslanacak ve dökülecekler birer birer..
Toprağa karışacaklar teker teker..
Yürüyeceğim sonsuza kadar..
Ayaklarımın altında sarı yapraklar,başımın üzerinde ağlayan bulutlar..
Ruhumda yalnızlık ve yüreğimde sen..
Ellerim boş,gözlerim ufukta..
Bir gün yine birlikte olabilmenin umuduyla...

Eylül 19, 2005

:(

Her güzel şeyin sonu var evet..
İstanbul bitmek üzere..
Şimdilik son sabahına doğuyorum İstanbul'un..
İlk değil umarım son da olmaz..
Sonlardan nefret ediyorum,vedalardan da..
Belki kimseye veda etmeden çekip gitmeli..
Ya da bir sigara eşliğinde bu şehri terk etmeli..

Eylül 13, 2005

Benim gibi seni kimse sevmedi..Daha önce de söylemiştim bunu sana.İşte bak sonbahar geldi sonunda...Rüzgarlar estiriyorum.,tüm yaprakları döküyorum senin için..Yağmurlar yağacak belki..Fırtınalar kopacak..İşte tam orada,o fırtınanın ortasında olacağız..Sen,ben..İkimiz.Korkmayacağım hiçbir şeyden..Yanımda sen..Korkmayacaksın hiçbir şeyden.Yanında ben..Bakacağım gözlerinin içine,en derinine ve söyleyeceğim o kutsal sözleri..Önce fırtına dinecek yavaş yavaş..Damlalar kesilecek..Yapraklar düşmeyecek artık..Belli belirsiz bir gökkuşağı oluşacak tam üzerimizde..Gözlerimiz kamaşacak,gülümseyeceğiz..Şarkılar söyleyeceğiz birlikte..Gökkuşağının üzerinde yürüyeceğiz.Sonbaharın geldiği şehre bakacağız..Sen biraz sarı serpeceksin şehrin üzerine,ben biraz kahverengi..
Ben sonbaharın kahverengisi,seviyorum seni...

Eylül 11, 2005

Yalnızlığımın intiharı


Senden uzakta ve yalnızdım..
Uzağında olmam yetmiyormuş gibi bir de yalnızlığını bırakmıştın bana..
Bana koyan yalnızlık değildi sen yokken.
Senin yalnızlığına mahkum yaşamaktı asıl canımı yakan..
Her yeni güne sensiz olsam da seninle başlamaktı.

Sen yokken birçok şeyden vazgeçtim ben.
İnsanlarla konuşmaktan,sevmekten,rüyalardan,kendimden..
Bir tek beklemekten vazgeçmedim..Hep bekledim seni,sonbaharı beklediğim gibi..
Biliyordum bir gün geleceğini.Gelip beni seveceğini..
Ama bilemezdim sonbaharda geleceğini.
Sonbahar..Bana hep kaybettiklerimi getiren mevsim..
Sonbahar bana seni getiren mevsim..
Sonbahar sen..
Sonbahar ben..Sonbahar hayatımız,biz,ikimiz..
Kurumuş bir yaprağım ben sensiz..
Hayat senden gelip,akıyor bana.
Nefesim senin soluduğun hava,kanın damarlarımda..
Sen yokken kendim bile çok uzağımda..Hiçkimse yok yanımda.
Bir sen ol,bir ben ve bir de sonbahar..Zaten gerisi boş bu dünyada..

Şimdi geldin ve hayatımı geri verdin..İyi ki geldin..Çok özlemiştim.

///
N’olur yüzüme eskisi gibi bakar mısın?
Küllenmiş közlerimden bir ateş yakar mısın?
Dünya işte bu kadar küçük
Bak yine karşılaştık
Sanki her şey aynıOnca yıldan sonra
Öyle yalnızım ki ellerimden tutar mısın?
Benim için kilitli yüreğini açar mısın?
Raslantı mı desem?
Yoksa hiçbir şey mi demesem?
Sözler bazen bozar
Onca yıldan sonra
İşte gülümsedin yine
Düğümler çözülür
Sen istemesen bile
Küçük ışıklar çok uzaktan da görünür
O nasıl bir ‘ilk gün’dü hatırlar mısın?
Yitirdiklerimizi ara sıra arar mısın?
Raslantı mı desem?
Yoksa hiçbir şey mi demesem?
Sözler bazen bozar
Onca yıldan sonra
Yepyeni planlarım var, yapar mısın?
Sana çok özel bir şey sorsam kızar mısın?
Dünya işte bu kadar küçük
Bak yine karşılaştık
Sanki her şey aynı
Onca yıldan sonra
İşte gülümsedin yine
Düğümler çözülür
Sen istemesen bile
Küçük ışıklar çok uzaktan da görünür

Bülent Ortaçgil-Rastlantı Yalanı

Eylül 10, 2005

Sonßahar



Yaprakları koparacağız beraber.
Sen sarıya boyayacaksın hepsini,ben koparıp yerlere atacağım,yollara..
Biriktireceğiz hayatımız gibi yaprakları her yerde..
En güzel yaprağı seçeceğim senin için.
Seçtiğimde yeşil olacak.Seninleyken yeşil..
Sonra gitme vakti gelecek onunda.Düşmesi gerekecek diğerleri gibi.
Dudağını bükeceksin belki,gözlerin dolacak istemesen de.
Tutamayacağım kendimi son bir kez sarılacağım sana.
Sarıya boyanmış ellerini tutacağım..Öpeceğim son kez.Yüzüne bakacağım.
Koparacağım o yaprağı sana uzatacağım.Eline alıp bakacaksın bir yaprağa,bir bana..
Yapman gerekeni yapıp boyayacaksın onu da.
Kahverengi ve sarı karışımı olacak onun rengi.
Sonra ben ineceğim ağaçtan sen bakacaksın ardımdan.
Sıkı sıkı tuttuğun yaprağı bırakacaksın avuçlarından..
Döne döne inecek yere.Diğer yaprakların arasına karışacak.
Sonra bir yağmur bastıracak,aniden..Gözyaşlarım yağmur gibi akacak üzerine.
İneceksin ağaçtan yavaş yavaş ellerini yıkayacaksın yağan yağmurda.
Sarılar akacak her yere,sonbahar gidecek avuçlarından.
Sana kalan hatıram o yaprağı alacaksın yerden,
sığınacaksın altına korunmak için yağmurdan..

Eylül 09, 2005

Bu sabah

O kadar güzel bir şey ki seni düşünerek uyumak..
Seni düşünerek uyanmak..
Her sabah umutla kalkmak..Dünyaya merhaba derken seni aramak..
Bulamamak...
"Acaba" ve "keşke"lerle dolu bir dünya yaratmak..Başrolde olmak..
Seni o kadar çok seviyorum ki..
Bizi üzen neyse burda bitsin diye uğraştım aylarca..
Unuttum sandım..Adını anmadığım zaman,seni aramadığım zaman biter sandım.
Ama bilmiyordum bitmesi için gerçekten bitmesini istemem gerektiğini yani bunun imkansız olduğunu.Asla bitmesin dediğim tek hikayemsin sen benim..En güzel ve en masum..
...

Uyandım ve telefona sarıldım.Umduğumu buldum,cevap yazdım.Sonra biraz vakit geçti Bu Sabahları açmıştım ki kapı çaldı..
-Kim o?
-Kargo.
-Açıyorum 6. kat

ardından asansör bizim kata gelene kadar içimden attığım çığlıklar,yüreğimin ağzıma gelişi ve tekrar yutuşum,acaba,acaba,acaba diye içimden geçirişim..Evet hepsi 30 sn içersinde oldu.Sonra kargoyu aldım adama bir bardak su verdim.Gitti ve ben odama geçtim.Bu Sabahlar'ı başa aldım.Okudum.Okudukça ağladım.Ağladıkça okudum..Düşündüm..O kadar çok düşündüm ki..Eskiden olduğu gibi..Eski günlerime döndüm ben..O kadar özlemişiz ki birbirimizi..Hiç susmadık.Susamadık.Bilmiyorum ben elimden geleni yaptıkça niye her şey karşımda duruyor.Niye herkes engellemeye çalışıyor bi'şeyleri.Oysa ben sana o kadar muhtaç yaşıyorum ki..Bilmiyorlar.Ya da biliyorlar ve bildikleri şey rahatsız ediyor onları.Kim ne derse desin,hakkımda ne düşünürse düşünsün;bu sabahların anlamı bir tane ve değişmez..Şimdi isteyenler çekip gidebilir hayatımdan bildiklerini unutarak.İsteyen kalabilir yanımda "ben"i rahat bırakarak.
Evet,O'nu seviyorum.

Eylül 08, 2005

Bugün

Çok bekledim.
Odalarımı boşalttılar önce..İçimdeki hayatlar,aşklar geçip gitti.
Bir sen kaldın bir de yalnızlığım.
Bugün bir tek seni andım.
Sigaramı yaktım,düşündükçe ağladım...

Değirmenler

Bazen akışına bırakmak gerek gerçekten bazı şeyleri.
akarız dereler gibi denizlere
İsyan etmek yerine sabırlı olmak.Her anın değerini bilmek.Ve birlikte olabilmenin o dayanılmaz mutluluğunu hissetmek ruhunda,iliklerine kadar çekmek sigaranın dumanını.Üflememek bir türlü belki nefesimdeki dumanla birlikte içimden bir parçası da gider diye düşünmek...
belki de en güzeli böyle
İyi ki varsınlar,teşekkürler.Yetmez biliyorum.İşte sanırım bu yüzden ben sana hayatımı adıyorum.Sen varsan varım,yoksan yokum.Bunu söyleyebilmek sana.Gülümsetebilmek seni.Senin gülümsemen..İç ısıtan..Yanlış anlamalar yaşamak sonra,tekrar gülmek.Değirmenler'i Bülent Ortaçgil'den dinlemek.Seviyorsan severim gibi bir önyargıyla yaklaşmak.Ama sonunda sevmek..
Seni sevmek..Dünyayı sevmek.
Anlatmak sana sensiz neler yaptığımı ve dinlemek senden yaptıklarını.Kapatmak kapıları yine diğerlerine sanaysa sonsuza kadar,ardına kadar açmak..Her an seni düşünmek,seni özlemek..Tek bir farkla acımadan,acıtmadan.Tadına varabilmek..
Sonra yarını hesaba katmamak,dürüst olmak,sessizce değil içinden geçenleri tam anlamıyla söylemek..
Pişmanlık duymamak hiçbir sözden,hareketten.Yine olsa aynı şeyi yaparım diyebilmek.Hataları görebilmek ve sivri uçları törpüleyebilmek.
Yitirilenler için üzülmemek,yas tutmamak bugünü sevmek,düşünmek,paylaşmak!
Hayaller kurmak yine,yeniden eskisi gibi.Gerçekleşeceğini bilmek,gerçekleşeceğine inanmak..
Bizden uzak durmalarını istemek.Yaptıklarına sinirlenmek..
Güldüğünü,sıcaklığını,hissettiklerini hissedebilmek..Ağlayabilmek sevinçten ve özlemden.Sonra gülebilmek.
Planlar kurmak,sözler vermek.
Dünyadaki en güzel şey seni sevmek!

Seni Seviyorum.

Eylül 07, 2005

Zaman

Susmak için doğru zaman mı
Yoksa konuşmak için artık çok geç mi bilmiyorum..
Bazı şeyler yitirildi belki,kaybedildi..
Kumdan bir kaleydi sözcükler imkansızlığın dalgası çarptı duvarlarıma.
Aşındırdı sözcüklerimi yok etti.
Şimdilerde avaz avaz bağırıyorum adını her gece,
Kulak kesilip duymak istemen nafile..
Duyurmak istiyorum sana söylediklerimi,paylaşmak tüm hissettiklerimi.
Ama yapamıyorum bir türlü..
Çünkü aramıza gerçekliğin perdesi çekili.
Hayatımın "sen" kesiti bu sessiz çığlıklarda gizli..

Eylül 05, 2005


Çocukların oynadıkları oyunları,
Kedilerin sevgiyi hissetmeyi sevdiği gibi,
Güneşin geceye inat doğduğu gibi,
Sonbaharda dökülen yapraklar,karanlıkta uçmaya çalışan kuşlar
içimdeki sessiz çığlıklar gibi...
Seviyorum seni...

Babam Oğlum

Sevgilim ve dostum,babam oğlum,arkadaşım aşkım...
yok artık.
zaten hiç olmamış.

sadece dinle demek istiyorum,hiçbir şey düşünme.
çünkü şimdi bunlar geldi içimden.
yapamıyorum.
yapamayacağım.köprüleri tekrar yakmayacağım.
uyurken bile özlemeye mahkum kalbim biliyorum.
ama asla adını anmayacağım.
her aklıma geldiğinde bir yerimi kanatacağım.
ruhsal çöküntülerime birebir bedensel acılarım .

Eylül 04, 2005

O

Sen O'sun..

Ev

O kadar boş ve aynı zaman da o kadar dolu hissediyorum ki kendimi.Kafam tıka basa dolu bir çuval sanki.Biraz sağa veya sola eğsem düşecek gibi.Artık kafamı dengede tutmak bile yorucu..Evimdeyim.Ama kendimi buraya bile ait hissetmiyorum.Bu ev artık yuva değil biliyorum ama yuvam neresi bilmiyorum.Doyumsuzluk değil bu hiçbir şeyden zevk almıyorum.Bazen çok mutlu oluyorum bazen ölümüne sessiz,huzursuz,umutsuz ve mutsuz.Bu kadar tezat yaşamak yoruyor sanırım ruhumu,bedenimi.Yemek yerken bile yoruluyorum bu yüzden 3 öğün değil 2 öğün yiyebiliyorum.Bazen tek öğünle geçiştirdiğim bile oluyor.Ne içtiğim kahvenin tadı var ne sigaranın ne de hayatın.Her şey anlamını yitirmiş durumda.Aklım o kadar karışık ki..Çözümü bulamıyorum.Boşluktayım.En dibe sürükleniyorum.Kendime gelmek istedikçe uzaklaşıyorum.Yabancılaşıyorum.Bazen dilimin ucuna kadar geliyor söylemek istediklerim,sonra birer birer yutkunuyorum.Uzandığımda hayaller kuruyorum.Tüm dileklerim tek tek gerçekleşiyor gözümün önünde.Kendimi görüyorum.O kadar mutluyum ki..İşte gerçek "ben" oradaki.İşe yaramaz bir kopya buradaki.Kendimi hiç bu kadar mutlu görmemiştim diye düşünürken irkiliyorum birden.Kaldığım yerden devam ediyorum sonra hayatıma."Ben"im boşluktaki beni çekmem gerek.Kurtarmam gerek.Yolu bilmiyorum.Kayboldum.Uzağım,yakınım.Karlı dağların ardındayım..Kendinden uzaklaşmak dedikleri bu olsa gerek.
Bir kez daha yutkunuyorum,sonra bir kez daha...Nefesim tıkanana kadar atıyorum içime her şeyi.Ruhum kara bi delik sanki.İçime attığım her şey amaçsızca oradan oraya savruluyor.Kelimeleri toparlayamıyorum bazen.Karıştırıyorum birbirine.Gülünç durumlara sokuyorum kendimi.Bazen de endişelendiriyorum insanları.Acı çekmekten garip bir haz alıyorum.Uzaklaşıyorum,uzaklaşıyorum...
Hissedemiyorum.Kavrayamıyorum.
Bu halimi çözebilecek bir insan arıyorum.Kim olduğunu biliyorum.Yutkunuyorum.

Eylül 03, 2005

Dikil'di

Dikili bitti.
İzmir'deyim.
Ayrıntılar yarın..
Yorgunum.

Bir bitti

Anti-sigara toplulukları var üniversitelerde üye olursun sen kesin..

Tupku yorum kısmı ekle döverim!

iki gelmek üzere..
öperim!

Eylül 02, 2005

Şimdi

Şimdi kapat gözlerini..
İkiye kadar say içinden.
Ama saklambaç oynarken yaptığını yapma..Rakamları yutma.
Zaten dilinden dökülüverecek iki rakam birbiri ardına.
Sen yeter ki yavaş ol.
Huzur dol.
Önce bir de..
Sus ve bir nefes çek hayatından,bir gün...
Sonra iki gelsin geriden.
Sessiz ve derinden.
İkinin son "i"si çıkarken ağzından,
eşlik edeceğim ardından.
Birlikte tamamlayacağız ikiyi ve belki de daha birçok şeyi.
Sen saymaya başla şimdi.
Dönebilmem saatlerde gizli...