Temmuz 31, 2011
Temmuz 30, 2011
Temmuz 26, 2011
Temmuz 11, 2011
Haziran 19, 2011
Haziran 16, 2011
Haziran 12, 2011
sabah eve dönerken, aslında burada "sabaha karşı dönerken" diyerek tüm geceyi dışarıda geçirmiş olduğumu da belirtebilirdim ancak gerek görmedim, yine öyle güzel cümleler, öyle beylik laflar düşündüm ki...
uykusuz ve alkolle baştan aşağı yıkanmış bir bünye, bol bol sigara dumanı üflenmiş üstüne, sevgiye, muhabbete, dost sohbetine doymuş hatta... ama saat sabahın 7'si olmuş mesela. ne düşünür insan. onu düşünür evet. onu ve diğerlerini. düşünür düşünmez gelmez mi peki hepsi saklandıkları yerlerden? gelirler elbet. geldiler elbet.
sonra oturduk konuştuk biraz. dertleştik onlarla da. irkildiğimde ineceğim durağa gelmiştik. indim ben sonra otobüsten. müsait bir yerde! dercesine indiğim gibi hayatlarından.
en güzel vedadır herhalde bizim yaptığımız, ağzımızda aynı cümle -hep-
sen sağ
ben selamet...
uykusuz ve alkolle baştan aşağı yıkanmış bir bünye, bol bol sigara dumanı üflenmiş üstüne, sevgiye, muhabbete, dost sohbetine doymuş hatta... ama saat sabahın 7'si olmuş mesela. ne düşünür insan. onu düşünür evet. onu ve diğerlerini. düşünür düşünmez gelmez mi peki hepsi saklandıkları yerlerden? gelirler elbet. geldiler elbet.
sonra oturduk konuştuk biraz. dertleştik onlarla da. irkildiğimde ineceğim durağa gelmiştik. indim ben sonra otobüsten. müsait bir yerde! dercesine indiğim gibi hayatlarından.
en güzel vedadır herhalde bizim yaptığımız, ağzımızda aynı cümle -hep-
sen sağ
ben selamet...
Haziran 09, 2011
Haziran 08, 2011
Haziran 01, 2011
aylardan haziran olduğundan, her haziranda aynı şarkı gibi dillerde, ölmek çok zor olduğundan, o halde sabır.
başlayan ve biten her şey gözüp açar gibi. o denli hızlı. o denli kısa. o denli sıradan.
insanlar ikiye ayrılır. kedi severler ve kedi sevmeyenler.
müzikler ikiye ayrılır. mutlu edenler ve mutsuz edenler.
hatıralar ikiye ayrılır. hep akılda kalanlar ve unutulması gerekenler.
kalpler ikiye ayrılır. kırılmışlar ve kırmayı sevenler.
"gözümü açmasam, görmezdim."
başlayan ve biten her şey gözüp açar gibi. o denli hızlı. o denli kısa. o denli sıradan.
insanlar ikiye ayrılır. kedi severler ve kedi sevmeyenler.
müzikler ikiye ayrılır. mutlu edenler ve mutsuz edenler.
hatıralar ikiye ayrılır. hep akılda kalanlar ve unutulması gerekenler.
kalpler ikiye ayrılır. kırılmışlar ve kırmayı sevenler.
"gözümü açmasam, görmezdim."
Mayıs 28, 2011
Hayatın kendisi yeterince zor değilmiş gibi, bir de şarkılar var üstelik. Akıp giden hayatı durduran. Anı'ları hatırlatıp, ortalama dört dakika içinde, kısa film şeridi gibi tüm olan biteni göz önünden geçirten, an'ı donduran.
Bu kadar derime işlemeseydi de bu denli bağlanabilir miydim, bu kadar geçirgen olmasaydım da sevebilir miydim diye sorguluyorum bugünlerde. Seni sevmek gibi, yeşili sevmek gibi, kedileri sevmek gibi. Bir insanı, bir eşyayı, evin sadece bir duvarını, bir kitapta sadece tek kelimeyi sevmek gibi hatta. Koskoca kitabın yüzlerce sayfası arasında, yarama, işte bak tam burama, en çok dokunanı seçip sevmek gibi. Seni sevmek de böyle bir şeydi aslında. Diğer kelimeleri ben ekledim yanına. Ufacık bir kelimeydin bana geldiğinde, dokundun, sevdim. Sevdin, sevdim. Sevmedin, sevdim. Geldin, sevdim. Gittin, sevdim.
Zamanımız geçmiş oldu artık... Ne yazıktır ki etrafına eklediğim kelimeleri senden daha çok sevdiğimi fark ettim.
Evin o tek duvarını. Sokaktaki o tek kediyi. Yeşilin sadece tek bir tonunu.
Sen o duvara hiç değmedin aslında, o kediyi hiç okşamadın, yeşilin o tonunu hiç kullanmadın. Sen hiç var olmadın. Hepsi zihnimdeydi bunların, ben başlattım, ben inandım, ben yıprandım, ben ağladım. Ve artık* inanmayı bıraktım.
Hepiniz adına konuşmaktan, işte bak buramı sana ayırmıştım, senin yerinse tam şuradaydı, bu cümlemi sana, diğeriniyse ona yazmıştım... demekten,
ölesiye
sıkıldım.
*artık kelimesinin hem "bir şeyin harcandıktan sonra artan bölümü, mesela ilişkimizden sonra artığın ben olması gibi" hem de "bundan böyle, bundan sonra mesela bugünden itibaren adını hiç söylemeyeceğim gibi" anlamına geldiği bir dile hapsolmak ne garip.
Bu kadar derime işlemeseydi de bu denli bağlanabilir miydim, bu kadar geçirgen olmasaydım da sevebilir miydim diye sorguluyorum bugünlerde. Seni sevmek gibi, yeşili sevmek gibi, kedileri sevmek gibi. Bir insanı, bir eşyayı, evin sadece bir duvarını, bir kitapta sadece tek kelimeyi sevmek gibi hatta. Koskoca kitabın yüzlerce sayfası arasında, yarama, işte bak tam burama, en çok dokunanı seçip sevmek gibi. Seni sevmek de böyle bir şeydi aslında. Diğer kelimeleri ben ekledim yanına. Ufacık bir kelimeydin bana geldiğinde, dokundun, sevdim. Sevdin, sevdim. Sevmedin, sevdim. Geldin, sevdim. Gittin, sevdim.
Zamanımız geçmiş oldu artık... Ne yazıktır ki etrafına eklediğim kelimeleri senden daha çok sevdiğimi fark ettim.
Evin o tek duvarını. Sokaktaki o tek kediyi. Yeşilin sadece tek bir tonunu.
Sen o duvara hiç değmedin aslında, o kediyi hiç okşamadın, yeşilin o tonunu hiç kullanmadın. Sen hiç var olmadın. Hepsi zihnimdeydi bunların, ben başlattım, ben inandım, ben yıprandım, ben ağladım. Ve artık* inanmayı bıraktım.
Hepiniz adına konuşmaktan, işte bak buramı sana ayırmıştım, senin yerinse tam şuradaydı, bu cümlemi sana, diğeriniyse ona yazmıştım... demekten,
ölesiye
sıkıldım.
*artık kelimesinin hem "bir şeyin harcandıktan sonra artan bölümü, mesela ilişkimizden sonra artığın ben olması gibi" hem de "bundan böyle, bundan sonra mesela bugünden itibaren adını hiç söylemeyeceğim gibi" anlamına geldiği bir dile hapsolmak ne garip.
Mayıs 25, 2011
Mayıs 22, 2011
Mayıs 20, 2011
penceremden görünen, içimden geçenle nasıl da aynı aslında.
nasıl başarmışım, bilmeden, hayret ede ede. iki kere ikinin dört etmediğine inandığım zamanlar olduğu gibi, şimdilerde başka zamanlar. ne üzerime örtecek elin var artık yanımda, ne de kıvrımında uyuyacağım kirpiklerin.
kulağımdan girenler senin sözlerinse şayet, gözlerimle inanamadığım da gördüklerimdi o halde.
sen beni, beni beni, bak tam da buramdan kırmıştın. sonra yağmur yağdı, yumuşadı kırıklar. nem iyi geldi, çürütmedi, besledi aksine. yeşerdi sonra güneşle otlar, böcekler gelip yerleşti. kendi kısır döngüsünü kurdu doğa, insansız yaşadılar, bu masal da böyle bitti aslında.
uzatmadan, damağımızda bir parmak bal...
salaktık,
inandık.
nasıl başarmışım, bilmeden, hayret ede ede. iki kere ikinin dört etmediğine inandığım zamanlar olduğu gibi, şimdilerde başka zamanlar. ne üzerime örtecek elin var artık yanımda, ne de kıvrımında uyuyacağım kirpiklerin.
kulağımdan girenler senin sözlerinse şayet, gözlerimle inanamadığım da gördüklerimdi o halde.
sen beni, beni beni, bak tam da buramdan kırmıştın. sonra yağmur yağdı, yumuşadı kırıklar. nem iyi geldi, çürütmedi, besledi aksine. yeşerdi sonra güneşle otlar, böcekler gelip yerleşti. kendi kısır döngüsünü kurdu doğa, insansız yaşadılar, bu masal da böyle bitti aslında.
uzatmadan, damağımızda bir parmak bal...
salaktık,
inandık.
Mayıs 15, 2011
Mayıs 10, 2011
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)