Mart 30, 2010

bugünlerde olmuyor. ne ellerim devriliyor ne cümlelerim evriliyor. öyle bir durma hali ki, nasıl tekrar ittireceğimi bilmiyorum. ben sana güzellikler diyorum, bahar diyorum, güneş açıyorum; sen dudaklarında belli belirsiz bir şarkı mırıldanıp ellerini gözlerine siper ediyorsun.
belki de uzun zamandır kedi görmediğim içindir.

Mart 27, 2010

selam sevgili okuyucu, naber? iki tek atıp temizlenelim mi?

Mart 24, 2010

Madem bugüne böyle güzel bir maille başladım o halde bir istisna yapıp her zaman yazılanların aksine küçücük ama kocaman bir teşekkür yazabilirim buraya. Çünkü onlar inançları ve bağlılıkları yüzünden en büyük teşekkürü hak ediyorlar.
Bunlardan birisi mesaj yollayan arkadaşın, diğeri sensin takvim değiştirip tekrar başlayan... İyi ki geri geldin, benim gibi.
Bir de entelektüel sohbetlerimizle -canım benim- birbirimizi büyüleyip bardakları tokuşturduğumuz, mısırları hep benim yememe izin veren var ki...
Öncelikle sadece üçünüze, sonra bilmediğim hepinize çok çok çok teşekkürler.

Mart 21, 2010

kaç pazarı senle geçirdim, kaç pazar sensiz geçti... durup bunları saymak istiyorum mesela. o denli büyük bir akılımı yitirmişlik hissi. odamın kapısını hiç açmasam aslında. arkasına bütün hatıralarımı yığsam, ki bir kısmını artık daha fazla taşıyamayacağım için doğum günümde çöpe attım. doğum günlerinde hatıraları çöpe atmak... dışarıdan baktığında o kadar "oldurulmuş" bir sahne gibi gözükse de hey! sen, içi kötü olan. ben bunu yaptım. neyse. şimdi hiçkimseye ve hiçbir şeye sinirlenmeme zamanı. tüm dünyayı oluruna bırakma... dünyayla bir derdim var fark etmeyen olduysa şayet şimdiye kadar bunu açık açık söylemem gerekiyor demektir. demek ki sen de benim kadar aptalsın sevgili farkında olmayan kişi. hiç üzülme. yalnız değiliz, bizden daha akıllılarla bir arada yaşıyoruz. tek eksiği zihnimizde zannediyorlar oysa ki eksikliğin en büyüğünü kalbimizde hissettiğimizden mütevellit, bakidir aptal halet-i ruhiyemiz ve mevcudiyetimiz.

şimdi durup desem: öyle güzel kahvaltılarımız oldu ki. farklı desenlerdeki çarşaf, yastık ve yorgan kılıfı öbeğinden sıyrıldıktan sonra, hep birimiz gitti un tradition sésame alıp geldi. evde kalan diğeri o sırada sobanın üstündeki masaya, boyası biz kullana kullana kabaran, yer yer soyulan, her anımıza evdeki diğer tüm eşyalar gibi şahit o dört ayaklı kapaksızlığından kutu demeye dilimin varmadığı masaya bir bir sevdiklerimizi getirdi, bıraktı. masada iki tabak, iki çatal. evde iki sandalye. birinde sen birinde ben. bazı zamanlar birinde ikimiz birden...

sessiz anlar. hiç sevmiyorum öylesini. yatağın içindeyim, dışarıda önce sen, sonra oda, sonra şehir. kulağımdan içeri geliyorlar. yorgan yetmiyor -ki duyuyorum. duymamayı tercih etmeye çalıştığım anlar. gereksizce uyuyorum. içimde çıt çıkmıyor. herkes köşeleri kapmış ne yapılacak acaba diye birbirine bakıyor. pişmanlık, çaresizlik, acınma isteği, sevilme isteği, dokunma/dokunulma isteği. en içte, öylesine büyük ki. insanlığımdan öleceğim. aslında büyük fırtınalar. dışımda her şey süt liman. dudaklarım kenetlenmiş gibi. içimde çıt yok. dışımda çıt yok. ah! bir "çıt" etsem, bütün büyü bozulacak sanki, bize bir vakit daha verecekler, ah bir "çıt" etsem bütün gerekliliklerden kurtulup senin olacağım sanki.
bu dünyada biriyle olmaktan daha güzel bir şey varsa şayet o da onun da sizinle olmasıdır herhalde.

kafam çok dolu olduğunda yapamıyorum. savaş anlarında sus pus olan veletler, eksiklik anlarında hep ortalıkta koşturuyorlar. beynimin içinde kırk tilki, kuyruğu birbirine değmeden dolaşıyorlar. sağa dönsem aynı sensizlik, sola dönsem bi'şey değişmiyor...
hani yapmayayım diyorum, bahsetmeyeyim diyorum sevgilim ama, burada günler senin adınla başlayıp senin adınla bitiyor...

Mart 18, 2010

dünyayı, dünyada dönen olayları ve en önemlisi içinde yaşadığı kaba böylesi zarar veren insanları anladığım zaman öyle büyük bir aydınlanma yaşayacağım ki, aydınlıktan öleceğim herhalde.
mutluluğunun kıymetini bilmeyen insanlar sürüsü, ağzınızı hem hiddetle hem de sakinlikle -ikisi bir arada nasıl barınacak bilmesem de- ayıptır söylemesi kırmak istiyorum.
en nefret ettiğim ve tiksindiğim yanınız da -ki hepinizde garip bir şekilde ortaktır bu- "aa canım n'oldu ki n'aptım ki ben şimdi?" şaşkınlığınız ve asla tutmayacağınızı ezberlettiğiniz halde utanmadan defalarca aynı sözleri verebilme aptallığınız.
bari size değer verenlerin hayatından çalmayıp varsa kendiniz gibilerin toplandığı bir komunite, gidip orada mutlu mesut yaşayınız. yeter ki size benzemeyen -ki "hassaslar topluluğu" diyebiliriz onlara rahatça- insanları rahat bırakınız.

Mart 16, 2010

hayatta bazı anlar olur asla dönülmek istenmeyen, içinde sonsuza kadar yaşanılmak istenenlerin aksine.
bazı kişiler olur bir de yüzünü bir daha asla görmek istemediğiniz, sonsuza kadar ayna misali bakmak istediklerinizin tersine.

sadece birkaç hafta sonra, birkaç bilet sonra, yine özlediğim her şeyin hayatımın ortasına yerleşecek olması ne kadar güzel diye sorarsanız şayet, ne ben cevap verebilirim ne de siz anlayabilirsiniz.
ben size muzu ne kadar sevdiğimi anlattıkça, siz elmayı neden sevmediğime takılırsanız bu iş cidden olmaz.
şimdi ortak noktada buluştuysak, bütün planları yapıp karnımızı da doyurduysak, evden çıkmadan önce dişlerimizi fırçalamaya gidiyoruz biz. geceleri de üşüyen dilimize kazak giydiriyormuşuz zaten. öyle bir sevgi hali ki neresinden tutsam daha da büyüdüğünü/büyüdüğümü hissediyorum.
oluyor mu öyle?

Mart 13, 2010

şimdi burada olsan gözlerinin içine bakıp seni ne kadar çok sevdiğimi söylerdim. burada değilsin ve ben sadece ağlamak istiyorum.

Mart 10, 2010

öyle tatlı bir hayat ki her sabah dışarı çıkıp gökyüzüne bakıp teşekkür ediyorum. insanın sahip olduklarının farkında olması ve sahip olamadıkları için üzülmeyi kenara bırakması ne güzel bir şeymiş meğer...

Şubat 22, 2010

biliyorum ve inanıyorum ki her şeyin daha temiz, masum ve basit olduğu zamanlar vardı.
daha sonra insanlar doyumsuzluk ve yalanla tanıştı. her şeyin dengesi değişti, ilişkiler çürümeye, kopmaya başladı, bozuldu.
belki kaos da tam böyle bir şeydir.
dünyanın eskisine oranla daha hızlı yok olduğu bir ortamda, yaşadığı dünyayı yok edebilecek denli kör, cahil ve bencil insanlara güvenmek pek de akıl karı değildir.
yine de bir şey ya siyahtır ya da beyaz.
bu noktada size ait olan tek şey seçimlerinizdir.

sahi insan denilen aç varlık neyle yaşar? neyle beslenir? neyle yetinir?

Şubat 19, 2010

insanın hayatında bazı isimler olur, ne kadar duymak istemese de sürekli karşısına çıkar. en yakın arkadaşlarının o isimde biriyle ilgili anlatacak hatıraları olur, onların sevgililerinin eski sevgililerinin ismi mutlaka bu olur, yeni sınıfında mutlaka o isme sahip bir kişi olur ve arkadaş olmak zorunda kalırsınız gibi gibi...
hayatımdaki bu ismin tüm dünya barışı adına yasaklanmasını diliyorum.

Şubat 17, 2010

Şubat 16, 2010

when you gonna come home?
i just gotta know
when you gonna come home?
i never know when you'll return.
i'm in love with a robot

cümleleri ile beni benden alan canım röyksopp şarkısından sonra başıma gelendir: ön iki dişi sivri ve keskin hatlarla bitmek yerine yuvarlak olanlar var ya, canımsınız. hep de öyle kalacaksınız.

Şubat 13, 2010

Did you say it?
"I love you. I don't ever want to live without you. You changed my life."

Did you say it?

Make a plan.
Set a goal. Work toward it, because this is it.

It might all be gone tomorrow.



Bunun farkına vararak yaşadığımdan beri hissettiğim her şeyin boyutu, türü değişti aslında. Benim gibi büyüdü sanki bütün duygularım.
Hayat biraz da böyle bir şey sanırım, hem içinin hem dışının birbirine değmeden büyüdüğü...

Şubat 12, 2010

kafamın içinde dönüp duran, odamın duvarları arasında çalıp duran çok sevdiğim şarkının sözlerini internette bulamadığımda nasıl çaresiz hissediyorsam kendimi, o kadar çaresiz hissediyorum şu an.

it's right here.

Şubat 10, 2010

ki ben size dünyanın en mükemmel sevgilisiyle, dünyanın en güzel şehrinde hayatımın en güzel günlerini geçirdim desem, hadi canım abartma diyebilirsiniz.
bu yüzden ne ben bu cümleyi -size- kuruyorum ne de siz bana böyle bir cevap veriyorsunuz, anlaştık mı?

Ocak 29, 2010


my knees are shaking baby
my heart, it beats like a drum.

it feels like,
it feels like i'm in love!

Ocak 28, 2010

dance in the dark için okuduğum aşağıdaki tanımı buraya almamak olmazdı.

"bir lady gaga şarkısını analiz etmekle kaç kişi uğraşır bilinmez ama yazalım bulunsun:

(bkz: marilyn monroe)
(bkz: judy garland)
(bkz: sylvia plath)
(bkz: prenses diana)
(bkz: jonbenet ramsey)

tanım: aslında olağanüstü olduğu halde hayatlarındaki öküz erkekler nedeniyle özgüveni yerlerde gezen/bir şekilde bu erkekler yüzünden hayatını kaybetmiş kadınları anlatır/onlara adanmıştır."


sözlerde geçen marilyn, judy, sylvia, ramsey ve diana bu yüzdenmiş demek ki.
holi fak. ummadık taş yine baş yarıyor.
bir gün kedim olacak benim de. uzun kuyruğu, tüyleri, yumuşacık karnı olacak. uyurken benimle uyuyacak uyandığımda mama kabına doğru giderken ben, oraya benden önce koşup miyavlamaya başlayacak.
veterinere gideceğiz beraber, siz de kalın içeride o zaman huysuzluk yapmıyor diyecekler, patisini tutacağım.
gerçekten bir gün minicik bir kedim olacak benim hiç terk etmeyeceğim ve her zaman çok seveceğim.
peki o güne kadar böyle kimsesiz yaşamaya nasıl devam edeceğim?
çok içimden taştı bugün, bir kedi olsun, benim olsun. adı sanı, soyu sopu önemli değil yeter ki her sabah yanımda olsun.

diyen bünye için geliyor,
bisiktirgitallaşkına.


less is more.

Ocak 26, 2010

o kadar yorgunum ki parmaklarımı kıpırdatacak halim yok.

http://trenchmaker.deviantart.com/art/Kittehmoticons-151814210

linkteki resmin üstüne tıklarsanız kocaman olur, mükemmel olur.

Ocak 25, 2010

Her şeyi bir tek kişi için yapmak istediğiniz anlar olur hayatınızda. Sadece onun yanında güvende hissedersiniz kendinizi ya da sadece onu korumak istersiniz dünyanın tüm kötülüklerinden. Geriye kalanlar zaten bir şekilde devam ediyorlardır ama konu O'na geldiğinde, hiç incinmesin, yaralanmasın diye dönüp durursunuz etrafında.
Tüm bunları yaparken çok şeyden vazgeçebilirsiniz, pek çoklarını ihmal edebilirsiniz ama gün geçtikçe, bitiş çizgisine yaklaştıkça o kadar heyecanlanırsınız ki, kalbinizin ters döndüğünü, midenizin artık ayağa kalktığını, gözlerinizin titrediğini söylersiniz. Saçmalarsınız ama olanlar tam da bundan ibarettir, bir şey yapamazsınız.
Bazen kendiniz için sonsuza kadar susar, sadece onun için ölene dek konuşursunuz. Öleceğinizi sandığınız her an yeniden doğarsınız. Dünyanın aranıza girmesine izin vermemek için sımsıkı sarılırsınız ve hiç ayrılmayacağınıza inanırsınız.
Hayatınızın aşkını bulduğunuzda, onun O olduğunu bildiğinizde ve yanılmadığınızda her şeyin mümkün olduğunu hisseder ve hiç durmadan sabrınızı sınarsınız.



İki kadeh sıcak şarap, karşı sandalyenizde onun varlığı ve küllükte birkaç sigara için, o mükemmel anın her saniyesini tekrar yaşamak ya da hatırlayabilmek için... Sayısız hatıralarınıza yenilerini eklemek için... Bütün olup tamamlanana kadar parçalar halinde yaşamaya devam edebilmek için... Kötü şeylerin olduğu bu koskoca dünyada kendinizi evinizde hissettiğiniz tek yere tekrar dokunabilmek için, her şey ne kendiniz ne de onun için, her şey aslında birbiriniz için...
ve seni sevdiğimi, hep seveceğimi bildiğin için...