Eylül 13, 2009

ingilizce'deki nefret ettiğim tek kelime olan "pretend"i barındıran bir şarkıyı, aylar sonra bu denli sevebileceğim tabii ki ilk dinlediğimde aklımın ucundan bile geçmezdi.

"would you be my friend for a while
would you please pretend that you don't lie
would you keep me warm if the sun won't shine
tonight,
under the city light.

...

would you treat me right if I am kind
would you like me more if I can smile
would you set on tears if I start to cry
would you take me there last one more time
tonight,
under light."

kısmından hareketle sözlerin tamamına ulaşabilirsiniz, şarkının kendisine ulaşabilirsiniz, şarkının klibine ulaşabilirsiniz ya da bu kadarıyla yetinip sayfadan çekip gidebilirsiniz. paşa gönlünüz nasıl isterse gerçekten aynen öyle olsun.

Eylül 11, 2009

ve durmaya devam ediyorum...

hiçbirini toparlayamadığım kelimeler var
ve onlar
vücudumun her yerinden kaynar
sular
gibi dökülüyorlar.
durdum.

Eylül 09, 2009

ne diyeceğini bilemediği zamanları olur insanın. böyle anlarda yapılması gereken en iyi şey susmaktır. hele ki sustuğunda seni anlayan insanlar "hep" yanında olanlarsa...


"...
kuşaklar gelir kuşaklar geçer ama dünya sonsuza kadar kalır" yazıyordu o sayfada. insanlar gelir insanlar birbirinin hayatlarından geçer ama aralarındaki sevgi sonsuza kadar kalır yazsın o halde şimdi bu sayfada da...

Eylül 07, 2009

boş, dağınık ve siyah beyaz yatak fotoğraflarından çok etkilendiğimi fark ettim bugün, tanrım ne büyük aydınlanma!
soon we'll be found'un klibinde yaşamak istiyorum, sonsuza kadar...

Eylül 05, 2009

kilo fazlasını geçtim, gereken neyse öderim de asıl aklıma takılan şey sahip olduğum eşyalar; fazlalıklar, hatıralar, ihtiyaç duyulanlar... nereye ait tüm bunlar?
her şeyi tam burada bıraksam ve hiç bilmediğim bir yere gitsem, yolu ben olmadan da bulup ait oldukları yerlere tek tek ulaşır mı acaba sahip olduğum çoraplar, minik bardaklar, kitaplar, kokular, gömlekler, tshirtler ve diğerleri ve unutulmaması gereken pantolonlar...
tam bu odada aslında istediğim her şeye sahipken hem de, hiçbir şeyim olmadığını düşünüyorum. sanki her şey bana sahip olmuş gibi aslında. her şeyimi toplayıp hiçbir yere gidesim var gibi bir şey yazmıştım bir seferinde... hiçbir şeyi toplamayıp bir yere gitmek istiyorum bu sefer ama kaybolmuş gibiyim, ne nerede başladığını biliyorum yolun, nereye varmam gerektiğini ne de...

Eylül 04, 2009

ister alışkanlık densin, ister yoksunluk... kelimelerin anlamlarına baktığımda ruh halimi "özlemek"ten daha iyi anlatan bir başkasına rastlayamadım henüz.

"özlemek: Bir kimseyi veya bir şeyi görmeyi, kavuşmayı istemek, göreceği gelmek..."

içinde kavuşmak geçen bir cümle özneleri ancak sen ve ben olduğumuzda daha da anlamlı...

Ağustos 30, 2009

Ağustos 28, 2009

gözyaşımı tutarken, çenemi tutarken, kendimi tutarken ki dağılmaya bu kadar da yakınken... tek parça kalmaya çalışmak yeterince zorken...
lütfen.

yine de ileriye dönük not olarak belirtmeden geçemeyeceğim yegane cümledir:

"someone call the ambulance"

Ağustos 25, 2009

"I've been waiting for you all of my life" dediğinde "why don't you let me love you" diyorum ve gülümsüyorum.
İkimizin de çocukluğuna ait olan bu şarkının sözlerini kendi sevgimiz için kullanıyor olmamız gülümsetiyor beni çünkü.
Sanki hep berabermişiz gibi...
Aynı eşikte olmak böyle bir "yaşa-n-mışlık" hissi katıyor sanırım. Yine de emin olana kadar geriye kalanları kendime saklayacağım.

Bu arada Duman öldü mü?

Ağustos 19, 2009

"üzgünüm, üzgünüm" diye tekrarladı adam.
"hayır" dedi diğeri.
"hayır, yapma!"

Ağustos 17, 2009

insanlar hep "o an"da sahip olmadıklarını isterler dediğinde ne kadar haklıymış meğer...

Ağustos 16, 2009

Ağustos 12, 2009

kendine güvenince insan gerisi çorap söküğü gibi geliyor gerçekten. ve sonuç -her zaman olmasa da genellikle- muazzam güzellikte oluyor.

"ben bugün sevgilime brownie yaptım."

Ağustos 10, 2009

işte tam da bu noktada kelimeler biter. sonra bir şarkı başlar, göz bu elbet -bir anlığına bile olsa- kapanır. açıldığında sonsuz bir beyaz ve ona eşlik eden düşme hissi.

anlamlandıramıyorum.

Ağustos 06, 2009

Nereye ait olduğumu hiçbir zaman bilmediğim hayatımda belki de ilk defa bu kadar şiddetle eve dönmek istemiyorum. Sanırım ben şu an sadece buradan kalkacak uçağa binip onunla "evimize" gitmek istiyorum.

Temmuz 28, 2009

"Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum" yazıyor kitabın arka kapağında. Hayatımın en mutlu anlarını yaşıyorum ve bunu biliyorum. Yanımdaki kitapla aramızdaki tek fark bu sanırım.

Temmuz 22, 2009

minik ve puci'yi aynı cümlede geçiriyorum:

minik ve puci çok mutlular, çok huzurlular ancak istanbul'da kalmak istediklerinden emin değiller. özellikle istiklal'de güpegündüz kalbinden bıçaklanarak öldürülen adam yüzünden puci çok huysuz. bir de minik'i evde bırakıp işe gitmek istemiyor. hep yan yana dursunlar istiyor. canım benim.

Temmuz 19, 2009

minik, puci ve istanbul'un aynı cümlede geçmesini istiyorum.
minik ve puci istanbul'da çok mutlular, gibi mesela.