Aralık 10, 2008

biriktirdiklerimi doğurmaya kalktığımda çok acıyorlar bu yüzden hepsi birer birer içimde ölüyorlar.
kendi kendimi zehirlemekte üzerime yoktur ve cümlenin sonuna konan nokta "." aslında pek çok kelimeden daha ağırdır. ağrıtır.

Aralık 07, 2008

Kasım 16, 2008

Her gece kendime sarılarak uyumak, kimsenin yüzünün bana dönmemesiyle yüzleşmek ve bu gerçeğe artık alışmak...
Bir yerlerimden kırılıp duruyorum da oraları tekrar neyle, nasıl yapıştıracağım, bıraktığım yerden hayata nasıl devam edeceğim bilmiyorum...
Aslında hiç var olmadım, bu yüzden yok olmayacağım...
O halde neden bu kadar bulanık ve nereye gizlendi tam da şu anda ihtiyacım olan aydınlık?

Lütfen...

Kasım 14, 2008

Ben küçükken dünya bu kadar büyük değildi.

Ya ben küçülüyorum tekrar ya da her şey o kadar hızlı büyüyor ki karşı koyamıyorum, ufalıyorum. Bu şekilde devam ederse şayet tahtadan silinen tebeşir noktası gibi olacağım, tozum bile kalmayacak, korkuyorum.

Kasım 10, 2008

"akıllı düşman, aptal dosttan iyidir."

Ekim 24, 2008

"..."

ve sonsuza kadar mutlu yaşadı(lar).

Ekim 14, 2008

Çok şiddetli bir çarpışmaydı. İçindekilerin hepsi parçalanarak döküldü. Sırt üstü yatıyordu. Kullanmamın yasak olduğu kelimeler vardı. Hepsi birer birer öldü.

Çok, şiddetli, bir/tek, çarpışmay'-dı.
İçin(m)dekilerin hepsi parça-lanarak dö(kü)ldü.
Sırtüstüyatıyordubunuonayapamazdımbunuonayapmadım.
Kullanmanın yasak olduğu kelimeler vardı, baskı vardı, basınç vardı, sindirme vardı, direnç yoktu.
Hepsi bir'er bir'er öl,dü.
Koşmamgerekiyordukoşamadım.
Bağırmamgerekiyordubağıramadım.
Ağlamamgerekiyorduağlayamadım.

Sadece ve sadece bir kabustan uyandım, birkaç hayattan birden uyandım. Bir...den, uyandım.

Ekim 13, 2008

Ekim 12, 2008

Ekim 08, 2008

Ekim 07, 2008

"Hiçliğe, hiç bu kadar yakın olmamıştım" derken kullandığım 'hiç' ironi midir? Değilse nedir?

Ekim 05, 2008

Böyle demek istemezdim ama, mide bulandıracak kadar berbat. Tüm keşkelerim "iyi ki"lere dönüyor zamanın getirdikleri yüzünden.
Zaman zaman.
Zaman, zaman, zaman...

Eylül 29, 2008

Bir sahne kalmış aklımda.

Biri gidiyordu, biri o gittiği için neredeyse ölecek gibi ağlıyordu, diğerleri "başka" şeylerle meşguldü.

O tonu duyduğumda gidiyor muydum, ölecek gibi ağlıyor muydum bilmiyorum ama "başka" şeylerle meşgul değildim bunu biliyorum. Sonrasında "cevap yok"u da biliyorum. Saatler sonra gelen komik üç kelimeyi de biliyorum. Sonrasındaki teknolojik soğukluğu da biliyorum.
Ben zaten her şeyi biliyorum ama hep susuyorum.


"Bileğini çevreleyen renkleri teker teker özenle sıyırdı. Sağ elinde parıldayan jilete gülümseyip yıllar öncesini hatırladı. Eskisi kadar yalnız değildi artık, hatıraları odasında, yanındaydı. Jilet ete saplandı, kanadı, kanadı, kanadı...
Artık gömleğimde kan lekeleri vardı."

Eylül 28, 2008

Bazı şeyler görülerek kırılırken bazıları fark ettirmiyor bile.
Çıt diye kırılıp kırıldığı yerden devam ediyor yoluna.
"Zor günler bir gün mutlaka geldiği gibi gider"
Döne dolaşa kendime...

Eylül 26, 2008

Şehir ve sonbahar, yağmur ve rüzgar, esmer şeker ve yeşil çay, battaniye ve çoraplar, Tori Amos ve kitaplar...
Hayatla önümde hep arka arkaya dizilmiş kalın kalın camlar...

Hiçbir yerdeyim artık, her şeyimle. Dağılan tüm parçaları topladım da, keşke "..."lar da olmasaydı. O halde yazının tam da burasına, koskocaman bir 'neyse'.

Eylül 22, 2008

Oraya kadar gittim.
Belki de sınırım buydu, ayaklarım yağmura uydu.
Dedim ya oraya kadar gittim, orada değildin.

o halde "don't panic"

Eylül 18, 2008

Çok ince bir çizgide yürümek gibi. Çizginin inceliği yüzünden asla iki kişi olamıyorsun, canın ne kadar istese de yanına kimseyi alamıyorsun. Dengeni kaybedersin diye dönüp ardına bakamıyorsun. Ama biliyorsun. Çok ince bir çizgide yürüyorsun. Ve acıttıkça daha da gülümsüyorsun.
Sonbahar geldi. Beklediğim belki de tek şeydi.
Asıl şimdi başlıyoruz dökülmeye, zaten aylardır yaptığımız tek şey biriktirmekti...
Hadi bakalım.

Eylül 16, 2008

"Ölenler bildiğiniz gibi kalırken, yaşayanlar hep bir hayalet olarak gezinirler ortalıkta. Bir zamanlar çok sevmiş olduğunuz birinin hayaleti olarak. (...) Gençken hayatımızdan boşalan her şeyin yerine yenisini koyabiliriz sanırdık. Öyle olmuyor. Hayat boşala boşala azalıyor." syf 203


Son zamanlarda bana, "Nasılsın?" diye soranlara hep, "Bilmiyorum," diye yanıt veriyorum. "İyi mi, kötü mü olduğum hakkında hiçbir fikrim yok. Biri bana nasıl olduğumu söylemeli." syf 226


"Her insan, kendi olması karşılığında topluma bir bedel öder. Az ya da çok, ama mutlaka bir bedel. Kimse bedelsiz kendi olamaz.
Bu bedel çoğu kez yalnızlıktır." syf 235


Bu paragraflara bakıp hazıra konduğumu düşünebilirsiniz ancak aynı duyguları farklı cümlelerle tekrarlamama gerek olduğunu sanmıyorum.
'Yüksek Topuklar' şaşırtıcı olabiliyor bazen gerçekten...

Eylül 14, 2008

Ben aynaya bakamadıktan sonra sen işaret parmağını suratıma doğrultup sallasan da ne değişir ki?
İzleri silemiyoruz.

"please be honest Mary Jane
are you happy
please don't censor your tears "

Hepimiz hayatımızda en az bir kez Mary Jane olmuşuzdur, kendimizi kandırmayalım şimdi.

Eylül 07, 2008

Yaşadıklarım öyle pamuk ipliği ki neresinden tutsam elimde kalıyor.
Ki insanoğlu bu, bir şey hissetmeyegörsün ardından gitmeden, gürültü patırtı kopartmadan rahat duramıyor.
Hele ki bahsettiğimiz 'insanoğlu' benim gibiyse, bunu sadece nadiren hissediyorsa... İşte o zaman kurtuluş yok, gidebileceği yere kadar gidiyor, biriktirebildiği kadar acıyı biriktirip ceplerine dolduruyor. Keşke hayal kırıklıklarımızı bir şeylerle takas edebiliyor olsaydık...
Yine de şarkıda da diyor ya "don't feel ashamed"
O halde "i don't feel ashamed" desem, kendim de inanır mıyım ki?