kendine güvenince insan gerisi çorap söküğü gibi geliyor gerçekten. ve sonuç -her zaman olmasa da genellikle- muazzam güzellikte oluyor.
"ben bugün sevgilime brownie yaptım."
Ağustos 10, 2009
Ağustos 06, 2009
Temmuz 28, 2009
Temmuz 22, 2009
minik ve puci'yi aynı cümlede geçiriyorum:
minik ve puci çok mutlular, çok huzurlular ancak istanbul'da kalmak istediklerinden emin değiller. özellikle istiklal'de güpegündüz kalbinden bıçaklanarak öldürülen adam yüzünden puci çok huysuz. bir de minik'i evde bırakıp işe gitmek istemiyor. hep yan yana dursunlar istiyor. canım benim.
minik ve puci çok mutlular, çok huzurlular ancak istanbul'da kalmak istediklerinden emin değiller. özellikle istiklal'de güpegündüz kalbinden bıçaklanarak öldürülen adam yüzünden puci çok huysuz. bir de minik'i evde bırakıp işe gitmek istemiyor. hep yan yana dursunlar istiyor. canım benim.
Temmuz 19, 2009
Temmuz 17, 2009
Temmuz 14, 2009
Temmuz 08, 2009
Temmuz 05, 2009
Temmuz 04, 2009
Haziran 29, 2009
Haziran 25, 2009
Haziran 23, 2009
Mart 27, 2009
bazen sanki hayatınızın belli bölümlerini anlatmışsınız da onlar sizin yerinize yazmışlar, söylemişler gibi hissedersiniz. şarkılarında, şiirlerinde ya da yazılarında kelimeye dönüştüremediklerinizi gördüğünüzde ürkersiniz. yalnız olmadığınız hissi kendinize getirmeye yetmese de yine de -artık- yalnız olmadığınızı bilirsiniz.
benim için bunu yapabilen çok çok az insan var bu yüzden bozulmuş plak gibi aynı cümleleri dinliyorum o çok sevdiğim seslerden. ve hayır söyleneni hiçbir zaman yapmayacağım, kulaklarımı ya da gözlerimi asla mahrum bırakmayacağım bu denli sevdiğim şeylerden.
"you touched my hand
i felt a force
you called it dark
but now i'm not so sure"
benim için bunu yapabilen çok çok az insan var bu yüzden bozulmuş plak gibi aynı cümleleri dinliyorum o çok sevdiğim seslerden. ve hayır söyleneni hiçbir zaman yapmayacağım, kulaklarımı ya da gözlerimi asla mahrum bırakmayacağım bu denli sevdiğim şeylerden.
"you touched my hand
i felt a force
you called it dark
but now i'm not so sure"
Mart 23, 2009
bir gün ben de bize açtığın bu yolda güle oynaya yürüyerek sana geleceğim. o zamana kadar özlediğin oğlunu kucakla, kokusunu içine çek hatta ki hiç gidemesin. ben geldiğimde sarılıp uyuyacağız üzerimizde gökyüzü, üzerimizde bu dünyada sevmediğimiz şeylerin o kirli, adi ve ucuz örtüsü...
ayaklarımın altındaki toprak sensin,
vücudunun karıştığı her şeyi gözlerimi kapayıp öpüyorum
içimde "ben, ben, ben" diye haykıran aslında senin sesin
bileklerime dolanan gözlerin, bırakıp gidemiyorum
~
S. seni sevdikçe aslında tanrı'yı küçültüyorum
yine de bundan vazgeçmeyeceğim, söz veriyorum.
ayaklarımın altındaki toprak sensin,
vücudunun karıştığı her şeyi gözlerimi kapayıp öpüyorum
içimde "ben, ben, ben" diye haykıran aslında senin sesin
bileklerime dolanan gözlerin, bırakıp gidemiyorum
~
S. seni sevdikçe aslında tanrı'yı küçültüyorum
yine de bundan vazgeçmeyeceğim, söz veriyorum.
Mart 18, 2009
Şubat 26, 2009
Yürüyen merdivende yürüyen insanlardan hoşlanmıyor olsam da hiç uyumadığım gecelerin sabahında, buz gibi havada, sigara içerken yaşadığım aydınlanmalara adeta tapıyorum. Fark ettim ki en güzel cümleleri hep bu sabahlarda aklımdan geçirip sonrasında unutuyorum. Unuttuklarımı hatırlayabilmek için hatırladıklarımı unutmam mı gerekiyor, bir bilsem.
B-12 eksikliği, e zor tabii.
B-12 eksikliği, e zor tabii.
Şubat 25, 2009
Şubat 19, 2009
Uyudukça uyuşuyorum, uyuştukça uyuyorum. Her gece güneş doğana kadar yatağımda kendimi parçalara ayırıyorum. Bu parmaklarla olmaz, bu eli zaten hiç sevmemiştim, burnum kalabilir ama kulaklarımdan memnun değilim diye diye bedenimi söküyorum. Uyandığımda gözlerinin önünde paramparçayım, yataktan kalkabilmem için toplanmam lazım. Ayırdığım her parçayı tekrar yerine takmaya çalışıyorum. Ellerim titriyor, toplanamayacağım diye korkuyorum, heyecanlandıkça tekrar dağılıyorum, tekrar tekrar tekrar p a r ç a l a n ı y o r u m. Bazen vazgeçip uyumaya devam ediyorum. Ama gözlerim yerine parmaklarımın ıslanması komik oluyor bu yüzden yine hepsini yerine yerleştiriyorum. Vücudum eskisi gibi görünüyor. Her şey yolunda. Evet şimdi bir bütünüm, ayağa kalkıp güne başlayabilirim diyorum. Saate bakıyorum. Gün ben yatağımdayken çoktan bitmiş. Ne desem bilmiyorum... Kendimi o güvenli kollara bırakıyorum. En azından uyurken ağlayamıyorum.
"i was here
i was here."
"i was here
i was here."
Şubat 18, 2009
Kahve makinesinin tuşuna basıp "yumuşak içimli" filtre kahvemin olmasını bekliyorum. Çünkü sabaha kadar -yine- uyumadım ve h i ç b i r ş e y yemedim. Bu yüzden sert olanı değil diğerini seçtim. Vücudumun kahve dışında pek çok şeye ihtiyacı olduğuna eminim. Yine de lütfen biri gözümün önünden geçenleri kaydediyor olsun.
Mermer soğuk, mutfak soğuk, duvarlar soğuk. Sen de hep kahve içerdin. Bir de çok çok çok sigara. Sonra öksürüklerin başladı. Sonra kavgalarımız başladı. Sonra duvarlar yıkıldı, her şey açığa çıktı. "Sis ışığa" mı "sis açığa" mı diye konuşmuştuk bir başkasıyla.
O sabah, oraya gittiğimiz tek sabah, gözlerinde gördüğüm, gözlerimde gördüğün. Yanılıyor olamazdım. Yanılıyor olmamalıydım. Yanılmıştım.
Biliyorsun huzurdan başka bir şey istemem ben. Gittiğinden beri -ne senin yüzünden ne de bir başkasının yüzünden- aradığım şeyi çok da bulamıyorum. Garip bir şekilde bu sabah anlatmak istedim bunları sana. Sabahın 07.07'si olmuş. Biliyorsun 7'yi çok severim.
Ellerin temizdi. Ellerin beyazdı. Ellerin karla ovulmuş kadar çatlaktı. Zaman zaman kanardı. Ellerine üzülürdüm. Ellerine ağlardım. Ellerine dokunmadım. Ellerine dokunamazdım.
Artık her şey yeşil. Artık hiçbir şey yeşil değil. Biliyorsun yeşili çok severim.
Sen beni bilirsin ben seni bilirim ve bu yeter sanmıştık. Her şey değişiyor dünyada. Virgülü beklerdik ama noktaya hiç inanmamıştık.
O sabah, oraya gittiğimiz tek sabah, ellerin beyazdı, gözlerin beyazdı, saçların beyazdı, sen beyazdın ve ben beyazdım.
Bu sabah, burada tek başıma oturup bunları yazdığım bu tek sabahta, ellerim beyaz, yüzüm beyaz, sen...
Benim için bir renk seç şimdi, üçe kadar sayacağım aynı anda söyleyelim. Eğer tutturabilirsek hep hayalini kurduğumuz şeyi yapalım. Terk edelim...
not: dünyanın en güzel lastfmarşivine sahip olduğumu daha önce söylemiş miydim?
not 2: hep hayalini kurduğumuz şeyin "terk etmek" değil "..." olduğunu ben de biliyorum, ama onu buraya yazamazdım. zaten bunları yazdığım için bile yeterince şaşkınım. sanırım tanışmamızın bilmemkaçıncıgündönümü yaklaştı ya da yakın bir zamanda geçti. sahi kaç yıl oldu? hesaplasam ya bir. neyse iyi ol. bu da aylar sonra senden bahsettiğim tek yazı olsun o halde.
Mermer soğuk, mutfak soğuk, duvarlar soğuk. Sen de hep kahve içerdin. Bir de çok çok çok sigara. Sonra öksürüklerin başladı. Sonra kavgalarımız başladı. Sonra duvarlar yıkıldı, her şey açığa çıktı. "Sis ışığa" mı "sis açığa" mı diye konuşmuştuk bir başkasıyla.
O sabah, oraya gittiğimiz tek sabah, gözlerinde gördüğüm, gözlerimde gördüğün. Yanılıyor olamazdım. Yanılıyor olmamalıydım. Yanılmıştım.
Biliyorsun huzurdan başka bir şey istemem ben. Gittiğinden beri -ne senin yüzünden ne de bir başkasının yüzünden- aradığım şeyi çok da bulamıyorum. Garip bir şekilde bu sabah anlatmak istedim bunları sana. Sabahın 07.07'si olmuş. Biliyorsun 7'yi çok severim.
Ellerin temizdi. Ellerin beyazdı. Ellerin karla ovulmuş kadar çatlaktı. Zaman zaman kanardı. Ellerine üzülürdüm. Ellerine ağlardım. Ellerine dokunmadım. Ellerine dokunamazdım.
Artık her şey yeşil. Artık hiçbir şey yeşil değil. Biliyorsun yeşili çok severim.
Sen beni bilirsin ben seni bilirim ve bu yeter sanmıştık. Her şey değişiyor dünyada. Virgülü beklerdik ama noktaya hiç inanmamıştık.
O sabah, oraya gittiğimiz tek sabah, ellerin beyazdı, gözlerin beyazdı, saçların beyazdı, sen beyazdın ve ben beyazdım.
Bu sabah, burada tek başıma oturup bunları yazdığım bu tek sabahta, ellerim beyaz, yüzüm beyaz, sen...
Benim için bir renk seç şimdi, üçe kadar sayacağım aynı anda söyleyelim. Eğer tutturabilirsek hep hayalini kurduğumuz şeyi yapalım. Terk edelim...
not: dünyanın en güzel lastfmarşivine sahip olduğumu daha önce söylemiş miydim?
not 2: hep hayalini kurduğumuz şeyin "terk etmek" değil "..." olduğunu ben de biliyorum, ama onu buraya yazamazdım. zaten bunları yazdığım için bile yeterince şaşkınım. sanırım tanışmamızın bilmemkaçıncıgündönümü yaklaştı ya da yakın bir zamanda geçti. sahi kaç yıl oldu? hesaplasam ya bir. neyse iyi ol. bu da aylar sonra senden bahsettiğim tek yazı olsun o halde.
Şubat 13, 2009
Şubat 10, 2009
Şubat 09, 2009
Şubat 08, 2009
"sen de mi? aklıma sığmıyor, sen de mi?"
bazen hepimiz susarız. soruların hepsi dilimizin ucuna kadar gelir, yutarız. öncesini tuzlar sonrasını da limonlarız hatta.
aklıma sığmayan her şeyi bir kenara bırakabilsem ya da birazcık uyuyabilsem keşke. gözümü kapatıyorum soru işaretleri gözümü açıyorum soru işaretleri...
beni alıp bir yere bıraktılar, neresi olduğunu bilmiyorum, tek başımayım ve korkuyorum.
teşekkür ederim.
madem susacağız, hepimiz susalım "bu sefer" ki bir anlamı olsun.
birikiüç"tıp"ozaman.
bazen hepimiz susarız. soruların hepsi dilimizin ucuna kadar gelir, yutarız. öncesini tuzlar sonrasını da limonlarız hatta.
aklıma sığmayan her şeyi bir kenara bırakabilsem ya da birazcık uyuyabilsem keşke. gözümü kapatıyorum soru işaretleri gözümü açıyorum soru işaretleri...
beni alıp bir yere bıraktılar, neresi olduğunu bilmiyorum, tek başımayım ve korkuyorum.
teşekkür ederim.
madem susacağız, hepimiz susalım "bu sefer" ki bir anlamı olsun.
birikiüç"tıp"ozaman.
Şubat 04, 2009
"cennetin göbeğindeyim" dediğinde sen, kudra, ne güzel diye geçirmiştim içimden.
ne güzel diye geçirebilirsin şimdi sen de içinden.
öyle bir huzur ki hangi harfe dokunsam ellerim adını yazıyor.
ne güzel diye geçirebilirsin şimdi sen de içinden.
öyle bir huzur ki hangi harfe dokunsam ellerim adını yazıyor.
Şubat 02, 2009
minik bir oyundu bu. o şarkı ile başlayan... sesi sonuna kadar açtım, başımı öne eğdim. birkaç omuz yedim, hayır hiçbirine pardon demedim. ben, dün, daha fazla sana ait olmayan yüz görmek istemedim. bir şarkı boyunca adım atan ayaklarımı izledim. bir arabanın farlarıyla irkilip kenara geçtim. merdivenlerin başladığı yere geldim, her merdivende içimden adını söyledim. şarkı bitti, gözlerimi yukarı kaldırdım, karşımda olacaksın sanmıştım, yanılmışım, seni yine göremedim.
gözlerimin ardında senden başka h i ç b i r ş e y yok.
"if only you
if only now" - buruk bir gülümseme. başka bir şarkı sadece.
gözlerimin ardında senden başka h i ç b i r ş e y yok.
"if only you
if only now" - buruk bir gülümseme. başka bir şarkı sadece.
Ocak 29, 2009
yutkunamadıklarım, anlatamadıklarım, dokunamadıklarım ve uzaklaşamadıklarım...
oysa ben o kadar yorgunum ki bulduğum ilk huzurun koynunda yüz yıllık uykulara dalıyorum, uyanıp seni öpüyorum uyumadan ellerine dokunuyorum.
ilk defa kağıtların dili olsa da konuşsa diyorum, duyacaklarıma katlanamayacağımdan yüzünün olmadığı fotoğrafını elimden düşürmüyorum.
ellerimde bir kağıt, gerisi öyle işte...
unutmadan;
"you're a tragedy starting to happen"
oysa ben o kadar yorgunum ki bulduğum ilk huzurun koynunda yüz yıllık uykulara dalıyorum, uyanıp seni öpüyorum uyumadan ellerine dokunuyorum.
ilk defa kağıtların dili olsa da konuşsa diyorum, duyacaklarıma katlanamayacağımdan yüzünün olmadığı fotoğrafını elimden düşürmüyorum.
ellerimde bir kağıt, gerisi öyle işte...
unutmadan;
"you're a tragedy starting to happen"
Ocak 16, 2009
Aralık 20, 2008
Aralık 18, 2008
Aralık 12, 2008
Aralık 10, 2008
"gerçeklerin içine, en derinine girmeye çalıştım. gerçekler, üzerine fazla giderseniz kendiliğinden masala dönüşüyorlar."
m.s
bazen bazı şeyleri başka başka insanlar tamamen doğru kelimeleri seçip yine tamamen doğru sıraya yerleştirip söylüyorlar, hayat benim için son zamanlarda söylenmiş bu cümleleri bulup "cuk" sesini duymakla geçiyor.
zaten her şey bir gün mutlaka geçiyor.
m.s
bazen bazı şeyleri başka başka insanlar tamamen doğru kelimeleri seçip yine tamamen doğru sıraya yerleştirip söylüyorlar, hayat benim için son zamanlarda söylenmiş bu cümleleri bulup "cuk" sesini duymakla geçiyor.
zaten her şey bir gün mutlaka geçiyor.
Kasım 16, 2008
Her gece kendime sarılarak uyumak, kimsenin yüzünün bana dönmemesiyle yüzleşmek ve bu gerçeğe artık alışmak...
Bir yerlerimden kırılıp duruyorum da oraları tekrar neyle, nasıl yapıştıracağım, bıraktığım yerden hayata nasıl devam edeceğim bilmiyorum...
Aslında hiç var olmadım, bu yüzden yok olmayacağım...
O halde neden bu kadar bulanık ve nereye gizlendi tam da şu anda ihtiyacım olan aydınlık?
Lütfen...
Bir yerlerimden kırılıp duruyorum da oraları tekrar neyle, nasıl yapıştıracağım, bıraktığım yerden hayata nasıl devam edeceğim bilmiyorum...
Aslında hiç var olmadım, bu yüzden yok olmayacağım...
O halde neden bu kadar bulanık ve nereye gizlendi tam da şu anda ihtiyacım olan aydınlık?
Lütfen...
Kasım 14, 2008
Ekim 14, 2008
Çok şiddetli bir çarpışmaydı. İçindekilerin hepsi parçalanarak döküldü. Sırt üstü yatıyordu. Kullanmamın yasak olduğu kelimeler vardı. Hepsi birer birer öldü.
Çok, şiddetli, bir/tek, çarpışmay'-dı.
İçin(m)dekilerin hepsi parça-lanarak dö(kü)ldü.
Sırtüstüyatıyordubunuonayapamazdımbunuonayapmadım.
Kullanmanın yasak olduğu kelimeler vardı, baskı vardı, basınç vardı, sindirme vardı, direnç yoktu.
Hepsi bir'er bir'er öl,dü.
Koşmamgerekiyordukoşamadım.
Bağırmamgerekiyordubağıramadım.
Ağlamamgerekiyorduağlayamadım.
Sadece ve sadece bir kabustan uyandım, birkaç hayattan birden uyandım. Bir...den, uyandım.
Çok, şiddetli, bir/tek, çarpışmay'-dı.
İçin(m)dekilerin hepsi parça-lanarak dö(kü)ldü.
Sırtüstüyatıyordubunuonayapamazdımbunuonayapmadım.
Kullanmanın yasak olduğu kelimeler vardı, baskı vardı, basınç vardı, sindirme vardı, direnç yoktu.
Hepsi bir'er bir'er öl,dü.
Koşmamgerekiyordukoşamadım.
Bağırmamgerekiyordubağıramadım.
Ağlamamgerekiyorduağlayamadım.
Sadece ve sadece bir kabustan uyandım, birkaç hayattan birden uyandım. Bir...den, uyandım.
Ekim 07, 2008
Ekim 05, 2008
Eylül 29, 2008
Bir sahne kalmış aklımda.
Biri gidiyordu, biri o gittiği için neredeyse ölecek gibi ağlıyordu, diğerleri "başka" şeylerle meşguldü.
O tonu duyduğumda gidiyor muydum, ölecek gibi ağlıyor muydum bilmiyorum ama "başka" şeylerle meşgul değildim bunu biliyorum. Sonrasında "cevap yok"u da biliyorum. Saatler sonra gelen komik üç kelimeyi de biliyorum. Sonrasındaki teknolojik soğukluğu da biliyorum.
Ben zaten her şeyi biliyorum ama hep susuyorum.
"Bileğini çevreleyen renkleri teker teker özenle sıyırdı. Sağ elinde parıldayan jilete gülümseyip yıllar öncesini hatırladı. Eskisi kadar yalnız değildi artık, hatıraları odasında, yanındaydı. Jilet ete saplandı, kanadı, kanadı, kanadı...
Artık gömleğimde kan lekeleri vardı."
Biri gidiyordu, biri o gittiği için neredeyse ölecek gibi ağlıyordu, diğerleri "başka" şeylerle meşguldü.
O tonu duyduğumda gidiyor muydum, ölecek gibi ağlıyor muydum bilmiyorum ama "başka" şeylerle meşgul değildim bunu biliyorum. Sonrasında "cevap yok"u da biliyorum. Saatler sonra gelen komik üç kelimeyi de biliyorum. Sonrasındaki teknolojik soğukluğu da biliyorum.
Ben zaten her şeyi biliyorum ama hep susuyorum.
"Bileğini çevreleyen renkleri teker teker özenle sıyırdı. Sağ elinde parıldayan jilete gülümseyip yıllar öncesini hatırladı. Eskisi kadar yalnız değildi artık, hatıraları odasında, yanındaydı. Jilet ete saplandı, kanadı, kanadı, kanadı...
Artık gömleğimde kan lekeleri vardı."
Eylül 28, 2008
Eylül 26, 2008
Şehir ve sonbahar, yağmur ve rüzgar, esmer şeker ve yeşil çay, battaniye ve çoraplar, Tori Amos ve kitaplar...
Hayatla önümde hep arka arkaya dizilmiş kalın kalın camlar...
Hiçbir yerdeyim artık, her şeyimle. Dağılan tüm parçaları topladım da, keşke "..."lar da olmasaydı. O halde yazının tam da burasına, koskocaman bir 'neyse'.
Hayatla önümde hep arka arkaya dizilmiş kalın kalın camlar...
Hiçbir yerdeyim artık, her şeyimle. Dağılan tüm parçaları topladım da, keşke "..."lar da olmasaydı. O halde yazının tam da burasına, koskocaman bir 'neyse'.
Eylül 22, 2008
Eylül 18, 2008
Çok ince bir çizgide yürümek gibi. Çizginin inceliği yüzünden asla iki kişi olamıyorsun, canın ne kadar istese de yanına kimseyi alamıyorsun. Dengeni kaybedersin diye dönüp ardına bakamıyorsun. Ama biliyorsun. Çok ince bir çizgide yürüyorsun. Ve acıttıkça daha da gülümsüyorsun.
Sonbahar geldi. Beklediğim belki de tek şeydi.
Asıl şimdi başlıyoruz dökülmeye, zaten aylardır yaptığımız tek şey biriktirmekti...
Hadi bakalım.
Sonbahar geldi. Beklediğim belki de tek şeydi.
Asıl şimdi başlıyoruz dökülmeye, zaten aylardır yaptığımız tek şey biriktirmekti...
Hadi bakalım.
Eylül 16, 2008
"Ölenler bildiğiniz gibi kalırken, yaşayanlar hep bir hayalet olarak gezinirler ortalıkta. Bir zamanlar çok sevmiş olduğunuz birinin hayaleti olarak. (...) Gençken hayatımızdan boşalan her şeyin yerine yenisini koyabiliriz sanırdık. Öyle olmuyor. Hayat boşala boşala azalıyor." syf 203
Son zamanlarda bana, "Nasılsın?" diye soranlara hep, "Bilmiyorum," diye yanıt veriyorum. "İyi mi, kötü mü olduğum hakkında hiçbir fikrim yok. Biri bana nasıl olduğumu söylemeli." syf 226
"Her insan, kendi olması karşılığında topluma bir bedel öder. Az ya da çok, ama mutlaka bir bedel. Kimse bedelsiz kendi olamaz.
Bu bedel çoğu kez yalnızlıktır." syf 235
Bu paragraflara bakıp hazıra konduğumu düşünebilirsiniz ancak aynı duyguları farklı cümlelerle tekrarlamama gerek olduğunu sanmıyorum.
'Yüksek Topuklar' şaşırtıcı olabiliyor bazen gerçekten...
Son zamanlarda bana, "Nasılsın?" diye soranlara hep, "Bilmiyorum," diye yanıt veriyorum. "İyi mi, kötü mü olduğum hakkında hiçbir fikrim yok. Biri bana nasıl olduğumu söylemeli." syf 226
"Her insan, kendi olması karşılığında topluma bir bedel öder. Az ya da çok, ama mutlaka bir bedel. Kimse bedelsiz kendi olamaz.
Bu bedel çoğu kez yalnızlıktır." syf 235
Bu paragraflara bakıp hazıra konduğumu düşünebilirsiniz ancak aynı duyguları farklı cümlelerle tekrarlamama gerek olduğunu sanmıyorum.
'Yüksek Topuklar' şaşırtıcı olabiliyor bazen gerçekten...
Eylül 14, 2008
Eylül 07, 2008
Yaşadıklarım öyle pamuk ipliği ki neresinden tutsam elimde kalıyor.
Ki insanoğlu bu, bir şey hissetmeyegörsün ardından gitmeden, gürültü patırtı kopartmadan rahat duramıyor.
Hele ki bahsettiğimiz 'insanoğlu' benim gibiyse, bunu sadece nadiren hissediyorsa... İşte o zaman kurtuluş yok, gidebileceği yere kadar gidiyor, biriktirebildiği kadar acıyı biriktirip ceplerine dolduruyor. Keşke hayal kırıklıklarımızı bir şeylerle takas edebiliyor olsaydık...
Yine de şarkıda da diyor ya "don't feel ashamed"
O halde "i don't feel ashamed" desem, kendim de inanır mıyım ki?
Ki insanoğlu bu, bir şey hissetmeyegörsün ardından gitmeden, gürültü patırtı kopartmadan rahat duramıyor.
Hele ki bahsettiğimiz 'insanoğlu' benim gibiyse, bunu sadece nadiren hissediyorsa... İşte o zaman kurtuluş yok, gidebileceği yere kadar gidiyor, biriktirebildiği kadar acıyı biriktirip ceplerine dolduruyor. Keşke hayal kırıklıklarımızı bir şeylerle takas edebiliyor olsaydık...
Yine de şarkıda da diyor ya "don't feel ashamed"
O halde "i don't feel ashamed" desem, kendim de inanır mıyım ki?
Eylül 04, 2008
şimdi ben gözlerimi kapatıyorum. hatta ellerimi de üstlerine koyup sıkıca bastırıyorum. içimden sonsuza kadar saymaya başlıyorum. böyle yaparsam bana değmeden geçip giderler sanıyorum ancak olmuyor yine de.
her yerimden çekiştirip sağıma soluma çarpıp duruyorlar, dengemi bozuyorlar ama düşüremiyorlar. hoş düşsem de kalkamayacak mıyım sanki bir daha...
neyse, gerçekten sadece huzur istiyorum. başka bir şey değil. daha çoğunu değil.
sadece ve sadece huzur.
rahat bırakabileceklerini sanmıyorum ama... yine de durum böyle...
hayat, gerçekten derdin/derdim ne?
barışacağımızı sanmıyorum.
"lost, myself again, and i feel unsafe"
her yerimden çekiştirip sağıma soluma çarpıp duruyorlar, dengemi bozuyorlar ama düşüremiyorlar. hoş düşsem de kalkamayacak mıyım sanki bir daha...
neyse, gerçekten sadece huzur istiyorum. başka bir şey değil. daha çoğunu değil.
sadece ve sadece huzur.
rahat bırakabileceklerini sanmıyorum ama... yine de durum böyle...
hayat, gerçekten derdin/derdim ne?
barışacağımızı sanmıyorum.
"lost, myself again, and i feel unsafe"
Ağustos 28, 2008
Ağustos 23, 2008
Huzur depolanabilseydi eğer şu sıralar epey biriktirirdim.
Ama giderayak onunla da konuştuğumuz gibi şu hayatta güzel hiçbir şey depolanmıyor, bu yüzden aceleye getirmeye gerek yok öpüşmeleri, sevmeleri, sevişmeleri. Tadına vara vara, sakin sakin yaşamalı.
Ya da tüm basmakalıp gerçekleri elin tersiyle itip içten nasıl geliyorsa öyle davranmalı. Kolay kolay vazgeçemiyor insan tadına bir kez alıştı mı...
"handan, hamamdan geçtik,
gün ışığındaki hissemize razıydık;
saadetinden geçtik,
ümidine razıydık;
hiçbirini bulamadık;
kendimize hüzünler icadettik,
avunamadık;
yoksa biz...
biz bu dünyadan değil miydik?"
Ama giderayak onunla da konuştuğumuz gibi şu hayatta güzel hiçbir şey depolanmıyor, bu yüzden aceleye getirmeye gerek yok öpüşmeleri, sevmeleri, sevişmeleri. Tadına vara vara, sakin sakin yaşamalı.
Ya da tüm basmakalıp gerçekleri elin tersiyle itip içten nasıl geliyorsa öyle davranmalı. Kolay kolay vazgeçemiyor insan tadına bir kez alıştı mı...
"handan, hamamdan geçtik,
gün ışığındaki hissemize razıydık;
saadetinden geçtik,
ümidine razıydık;
hiçbirini bulamadık;
kendimize hüzünler icadettik,
avunamadık;
yoksa biz...
biz bu dünyadan değil miydik?"
Ağustos 22, 2008
Ağustos 16, 2008
Bazen sadece müzik anlatır söze gerek kalmaz.
inatla ghosts from the past...
ve bazıları geçmiş'imde bile yer alamıyorken...
en yeniye, en gelecek'ten gelmişe ghost muamelesi yapıp past ile sarmak sarmalamak, gitmesin diye sıkıca sarılmak ki
trenler kalkarken kulağı sağır edecek o sireni çalmaya devam ediyorlar hala.
hayatı eksik yaşamak bizim gibiler için kaçınılmaz olmalı, yoksa bu kadar karavana atış arada bir de olsa gideceğinden, biteceğinden emin olduğumuz nice ödüllerle taçlandırılmazdı.
öyle bir korkaklık hali ki tüm bedeninle uçmak isterken ayağını yerden çekememek...
inatla ghosts from the past...
ve bazıları geçmiş'imde bile yer alamıyorken...
en yeniye, en gelecek'ten gelmişe ghost muamelesi yapıp past ile sarmak sarmalamak, gitmesin diye sıkıca sarılmak ki
trenler kalkarken kulağı sağır edecek o sireni çalmaya devam ediyorlar hala.
hayatı eksik yaşamak bizim gibiler için kaçınılmaz olmalı, yoksa bu kadar karavana atış arada bir de olsa gideceğinden, biteceğinden emin olduğumuz nice ödüllerle taçlandırılmazdı.
öyle bir korkaklık hali ki tüm bedeninle uçmak isterken ayağını yerden çekememek...
Temmuz 30, 2008
Hayata dair söyleyeceğim yeni bir şeyim yoksa, hayata dair "yeni" beklentilerim yoksa ki çoğunluk umut diyor bunun adına, hayata dair gücüm yoksa, yorgunsam ve sıkılmışsam...
o halde ne önemi var?
gerçekten, ne kadar?
ya ben olduğum yerde kalmak için çok ısrar ediyorum ya da dünyanın geri kalanı çok hızlı hareket ediyor, yetişemiyorum.
film de değil ki sıkılınca durdurup istediğinde devam edesin. hayatımda en çok play/pause butonunun eksikliğini çekiyorum şu aralar. söylemenize gerek yok farkındayım hemen ötede "stop" var...
o halde ne önemi var?
gerçekten, ne kadar?
ya ben olduğum yerde kalmak için çok ısrar ediyorum ya da dünyanın geri kalanı çok hızlı hareket ediyor, yetişemiyorum.
film de değil ki sıkılınca durdurup istediğinde devam edesin. hayatımda en çok play/pause butonunun eksikliğini çekiyorum şu aralar. söylemenize gerek yok farkındayım hemen ötede "stop" var...
Temmuz 22, 2008
Her zaman iyi hissettiren yalnızlığım da dünyadaki diğer her şey gibi karşılık beklediğini belirtti. Yalnız olduğum için sunabileceğim hiçbir şeyim yoktu, giderken yarattığı boşluğa can sıkıntısını ekledi.
Bazen öyle anlar geliyor ki silik hissediyorum kendimi. Sanki etrafımdaki herkes sahip olduğu tonun en doygun noktasına ulaşmış da ben eksik kalmışım. Sanırım tam da bu yüzden saydamım. Yine de geçirgenliğimin de bir üst noktası olmalı. Zira içimden geçen her şey girerken de çıkarken de iz bırakıyor. O izleri görmezden gelerek yaşamaksa tahmin edebileceğiniz gibi ömrümden götürüyor.
Hiçkimseye ulaşamıyorum, hiçkimseye dokunamıyorum, hiçkimsede yaşayamıyorum. Sadece nefes alıp veriyorum,
alıp veriyorum.
alıp
...
Bazen öyle anlar geliyor ki silik hissediyorum kendimi. Sanki etrafımdaki herkes sahip olduğu tonun en doygun noktasına ulaşmış da ben eksik kalmışım. Sanırım tam da bu yüzden saydamım. Yine de geçirgenliğimin de bir üst noktası olmalı. Zira içimden geçen her şey girerken de çıkarken de iz bırakıyor. O izleri görmezden gelerek yaşamaksa tahmin edebileceğiniz gibi ömrümden götürüyor.
Hiçkimseye ulaşamıyorum, hiçkimseye dokunamıyorum, hiçkimsede yaşayamıyorum. Sadece nefes alıp veriyorum,
alıp veriyorum.
alıp
...
Temmuz 21, 2008
Durduk yere bir şeyleri bir şeylere benzeterek anlattığımız, belki de böyle yaparak verdikleri acıyı azaltmaya çalıştığımız günler...
İlişkiler yara bandı gibiler.
Sen ve ben bantın yapışkanına tutunmuş saydam parçalardık. Biri geldi, önce seni çekti sonra beni. Bantla yarasını kapattı. Bizi bir daha birleşmemek üzere ayırdı. Kendini durdururken bizi kanattı.
Hiçbir şarkı sözü "you don't want me to know // time to leave me now, you've had your fun" kadar canımı acıtmamıştı.
Daha çok acıyoruz artık, daha çok ağlıyoruz, daha çok ölüyoruz sabahları uykumuzdan uyanırken. İnatla azaltamıyoruz ama içimizdeki ağrıyı. O ilk günkü yeni'liğiyle duruyor orada.
Bir şey değişirken hayatımızda, beraberinde her şeyi değiştiriyor. Önünde duramıyoruz, engelleyemiyoruz. Geçip giden yaza ayak uydurup sıcak kumlara uzanamıyor, kavrulmuş kum taneleriyle ruhumuzu dağlıyoruz. Sahi biz, verilenin ne kadarını yaşıyoruz?
İlişkiler yara bandı gibiler.
Sen ve ben bantın yapışkanına tutunmuş saydam parçalardık. Biri geldi, önce seni çekti sonra beni. Bantla yarasını kapattı. Bizi bir daha birleşmemek üzere ayırdı. Kendini durdururken bizi kanattı.
Hiçbir şarkı sözü "you don't want me to know // time to leave me now, you've had your fun" kadar canımı acıtmamıştı.
Daha çok acıyoruz artık, daha çok ağlıyoruz, daha çok ölüyoruz sabahları uykumuzdan uyanırken. İnatla azaltamıyoruz ama içimizdeki ağrıyı. O ilk günkü yeni'liğiyle duruyor orada.
Bir şey değişirken hayatımızda, beraberinde her şeyi değiştiriyor. Önünde duramıyoruz, engelleyemiyoruz. Geçip giden yaza ayak uydurup sıcak kumlara uzanamıyor, kavrulmuş kum taneleriyle ruhumuzu dağlıyoruz. Sahi biz, verilenin ne kadarını yaşıyoruz?
Temmuz 19, 2008
Gül Kendine albümü kadar yumuşak ve özünde sert aslında yaşadıklarım. Yine de hayata gözlerimi hiç kapamadım. Bu sabır nereden geliyor bilmiyorum.
Öyle şeyler olurdu ki eskiden, ters köşeye yattığımdan emin olurdum.
Öyle şeyler oluyor ki şimdi, sırada ne var acaba bile diyemiyorum.
Hiç kıpırdamadan, nefes bile almadan olduğum yerde dursam, avuçlarımı sıkıp gözlerimi kapasam beni görmezden gelip oyun dışında bırakmazlar mı acaba?
Çünkü ne öne sürebileceğim sahipliklerim var artık ne de oynama isteğim.
Öyle şeyler olurdu ki eskiden, ters köşeye yattığımdan emin olurdum.
Öyle şeyler oluyor ki şimdi, sırada ne var acaba bile diyemiyorum.
Hiç kıpırdamadan, nefes bile almadan olduğum yerde dursam, avuçlarımı sıkıp gözlerimi kapasam beni görmezden gelip oyun dışında bırakmazlar mı acaba?
Çünkü ne öne sürebileceğim sahipliklerim var artık ne de oynama isteğim.
Temmuz 17, 2008
Belki de durduğum yerle alakalıdır diye rahatlatıyorum kendimi. Çünkü dünya çok büyük ve ben gerçekten de çok küçüğüm.
Sarı çizginin ötesinde beklerken kafamı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum. Ay ışığıyla parlayan gökyüzü çok uzakta denizle birleşiyor. Kaldırımda sabahki yağmurdan kalma su birikintileri. Kimsenin hayatında birikemedim. Uzun uzun düşününce ne kadar yürüdüğünün çok da önemi yok aslında. Çünkü yolun sonuna geldiğinde mutlaka düşüyorsun ve aynı anda iki işi yapmaktan aciz insan bedeninin mucizesi, düşerken düşünemiyorsun.
Hayatın her anında "lütfen sarı çizgiyi geçmeyiniz" gibi uyarılar yer alsa da kırılmadan yaşayabileceğime inanmıyorum.
Ve birikintiye düşen her yeni damla gibi diğerlerine karışıp sıradanlaşıyorum.
Beklenti ve gerçek arasında kurulan dengesiz arz talep ilişkisi ve hayat benim için bile bir zamanlar gerçekten çok güzeldi...
Sarı çizginin ötesinde beklerken kafamı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum. Ay ışığıyla parlayan gökyüzü çok uzakta denizle birleşiyor. Kaldırımda sabahki yağmurdan kalma su birikintileri. Kimsenin hayatında birikemedim. Uzun uzun düşününce ne kadar yürüdüğünün çok da önemi yok aslında. Çünkü yolun sonuna geldiğinde mutlaka düşüyorsun ve aynı anda iki işi yapmaktan aciz insan bedeninin mucizesi, düşerken düşünemiyorsun.
Hayatın her anında "lütfen sarı çizgiyi geçmeyiniz" gibi uyarılar yer alsa da kırılmadan yaşayabileceğime inanmıyorum.
Ve birikintiye düşen her yeni damla gibi diğerlerine karışıp sıradanlaşıyorum.
Beklenti ve gerçek arasında kurulan dengesiz arz talep ilişkisi ve hayat benim için bile bir zamanlar gerçekten çok güzeldi...
Temmuz 16, 2008
Uykuya dalmadan önce düşünülen son şey...
Baskısı tekrarlanmayacak kitapların yazgısıyla özdeş kaderim. Kapağımda yer yer solmuş kahve lekelerim, sigara kokusu sinmiş harflerim, benliğim ve bazı sayfaları kopup parçalanmış, güneşle hırpalanmış sayfalarım, cildim, cümlelerim. Yıllardır beni arayan koleksiyoncuya kavuşana dek sahafın raflarında oradan oraya savrulup, arada sırada yaşadığım bu gel gitlerle birikmiş tozlarımdan kurtulup bekleyeceğim.
Baskısı tekrarlanmayacak kitapların yazgısıyla özdeş kaderim. Kapağımda yer yer solmuş kahve lekelerim, sigara kokusu sinmiş harflerim, benliğim ve bazı sayfaları kopup parçalanmış, güneşle hırpalanmış sayfalarım, cildim, cümlelerim. Yıllardır beni arayan koleksiyoncuya kavuşana dek sahafın raflarında oradan oraya savrulup, arada sırada yaşadığım bu gel gitlerle birikmiş tozlarımdan kurtulup bekleyeceğim.
Temmuz 14, 2008
Temmuz 09, 2008
Hayatın da önünde soluklanabileceğimiz, dilediğimizde kapatıp sorunları dışarıda bırakıp dilediğimizde sonuna kadar açıp temiz havayı içimize çekebileceğimiz pencereleri olmalı.
Ancak özgürlüğe açılan/kapanan hiçbir pencereye - ya da kapıya - koruma amaçlı zincir çekilmemeli. Zira görüp de dokunamamak daha çok acıtır. Ve hepimizin bildiği üzere göz göre göre acıtmak, acımaktan çok daha kolaydır.
Temmuz 07, 2008
Ve ben kabuslarımda yılanlarla, farelerle, böceklerle boğuşup sıçrayarak uyanırken, "hayatla derdin ne senin?" sorusuyla irkilebilen bir insan oldum bugünlerde.
Yüzümü ekranda görüp öpen bir annem var oysa ki...
Bu kadarı fazla dediğinde, kendi "fazla"lıklarımı düşündüm ve sustum. Susmam gerekiyor çoğunlukla, konuştuğumda saçmalıyorum yoksa.
Soruya vereceğim cevabı ararken fark ettim ki benim hayatla bir derdim yok, şayet bir dert varsa sahiplenilecek o kesinlikle hayata ait. Bulunduğum noktadan geriye dönüp baktığımda gördüğüm her şey dışta günlük güneşlik...
Dışı seni, içi beni.
Yüzümü ekranda görüp öpen bir annem var oysa ki...
Bu kadarı fazla dediğinde, kendi "fazla"lıklarımı düşündüm ve sustum. Susmam gerekiyor çoğunlukla, konuştuğumda saçmalıyorum yoksa.
Soruya vereceğim cevabı ararken fark ettim ki benim hayatla bir derdim yok, şayet bir dert varsa sahiplenilecek o kesinlikle hayata ait. Bulunduğum noktadan geriye dönüp baktığımda gördüğüm her şey dışta günlük güneşlik...
Dışı seni, içi beni.
Haziran 23, 2008
Haziran 19, 2008
Jilet kanatlı kelebeklerin içime salınmasından bahsediyorum, buna sebebiyet verecek şarkıları "repeat"e alıp öyle dinliyorum. Dinledikçe kanıyorum. Ne güzel!
Fotoğrafla konuşmayalı ne uzun zaman olmuş oysa O, gökyüzüne bakarken, çok uzaklara bakarken, gülümserken ya da sadece... beni dinliyor sanki. Anlattığım her şeyi duyuyor olsaydı şayet eminim susmazdı, bir şeyler söylerdi. Susmak da bir tepki biçimiyse eğer ben bu seferkini reddediyorum. Etkim çok büyük çünkü.
Olasılıklar ne kadar geniş ve uçsuz bucaksız görünse de ihtimaller bir o kadar dar ve kısıtlı aslında. Olasılık ve ihtimalin aynı şey olduğundan bahsetmeyin bana, ben nasıl istiyorsam öyle. Olasılık ve ihtimalin aynı şey olmadığından da bahsetmeyin sakın, dedim ya ben nasıl istiyorsam öyle.
Sen uyurken, sen uyanırken, sen konuşurken, sen susarken, sen öperken, ... Peki ya ben?
Fotoğrafla konuşmayalı ne uzun zaman olmuş oysa O, gökyüzüne bakarken, çok uzaklara bakarken, gülümserken ya da sadece... beni dinliyor sanki. Anlattığım her şeyi duyuyor olsaydı şayet eminim susmazdı, bir şeyler söylerdi. Susmak da bir tepki biçimiyse eğer ben bu seferkini reddediyorum. Etkim çok büyük çünkü.
Olasılıklar ne kadar geniş ve uçsuz bucaksız görünse de ihtimaller bir o kadar dar ve kısıtlı aslında. Olasılık ve ihtimalin aynı şey olduğundan bahsetmeyin bana, ben nasıl istiyorsam öyle. Olasılık ve ihtimalin aynı şey olmadığından da bahsetmeyin sakın, dedim ya ben nasıl istiyorsam öyle.
Sen uyurken, sen uyanırken, sen konuşurken, sen susarken, sen öperken, ... Peki ya ben?
Haziran 16, 2008
- Aa, kedi ağaca çıktı!
- Ne ilginç...
"Sular kesik" günaydın'dan sonraki birkaç cümleden biri olunca insan hayatında, çok can sıkabiliyormuş. Hazırlıksız yakalanmanın huzursuzluğu, yine de tüpün yanında bulunan 5 litrelik şişenin hayat kurtarıcılığı içinde bocalanan bir gün. Etiketi: Yeni.
Köşesine yerleşecek bir kalp bulmuştum ben. Bundan çook uzun zaman önceydi. Üzerine birkaç kişi geldi, üzerinden birkaç kişi gitti. O yüzey gibiydi. En altta, en derinde kaldı. Hiç gitmedi. Bugünlerde istiyorum ki o beni biraz sevsin. Havalar ısındı diye mi böyle oldu, yolculuk yaklaştı diye mi bilmiyorum. Bildiğim tek şey şu ki, sesini duymadığım, tenine dokunmadığım, yüzünü hiç görmediğim O'nu çok özlüyorum.
Öyle bir özlemekse benimkisi, böylece yaşamak işte aslında hayatımın ta kendisi.
İçimde en sarsıntılı depremlerin yaşandığını sanıyor insanlar. Oysa öyle bir huzur ki. Uykudan uyanıp da "ımmm" dedirten rüyalardan biri içindeyim. Diyorlar ki "sen şu an böyle ve şöylesin" diyorum ki ben şu an "öyle" değilim. İnanıyorlar mı? Anlıyorlar mı? Sanmıyorum. Her sabah uyuyorum, her gece uyanıyorum. Gün içinde en çok görüp de hatırladığım rüyaları seviyorum.
En iyi arkadaşım rüyalarım ve en sadık oyuncağım hayatım. Pazartesileri sevmesem de sonsuza kadar oynayacağım.
~ okullarda, nasıl ölüneceğini öğretecek dersler olmalı.
- Ne ilginç...
"Sular kesik" günaydın'dan sonraki birkaç cümleden biri olunca insan hayatında, çok can sıkabiliyormuş. Hazırlıksız yakalanmanın huzursuzluğu, yine de tüpün yanında bulunan 5 litrelik şişenin hayat kurtarıcılığı içinde bocalanan bir gün. Etiketi: Yeni.
Köşesine yerleşecek bir kalp bulmuştum ben. Bundan çook uzun zaman önceydi. Üzerine birkaç kişi geldi, üzerinden birkaç kişi gitti. O yüzey gibiydi. En altta, en derinde kaldı. Hiç gitmedi. Bugünlerde istiyorum ki o beni biraz sevsin. Havalar ısındı diye mi böyle oldu, yolculuk yaklaştı diye mi bilmiyorum. Bildiğim tek şey şu ki, sesini duymadığım, tenine dokunmadığım, yüzünü hiç görmediğim O'nu çok özlüyorum.
Öyle bir özlemekse benimkisi, böylece yaşamak işte aslında hayatımın ta kendisi.
İçimde en sarsıntılı depremlerin yaşandığını sanıyor insanlar. Oysa öyle bir huzur ki. Uykudan uyanıp da "ımmm" dedirten rüyalardan biri içindeyim. Diyorlar ki "sen şu an böyle ve şöylesin" diyorum ki ben şu an "öyle" değilim. İnanıyorlar mı? Anlıyorlar mı? Sanmıyorum. Her sabah uyuyorum, her gece uyanıyorum. Gün içinde en çok görüp de hatırladığım rüyaları seviyorum.
En iyi arkadaşım rüyalarım ve en sadık oyuncağım hayatım. Pazartesileri sevmesem de sonsuza kadar oynayacağım.
~ okullarda, nasıl ölüneceğini öğretecek dersler olmalı.
"the lesson today is how to die."
Mayıs 13, 2008
Bugün beni kimse sevmedi. Kimse bana sarılmak istemedi bugün. Çok kalabalıktım dün. Yapayalnızım bugün.
Geç kalınmış pişmanlıklarım geldiler, kapımı çaldılar. Açmadım.
Keşkelerim kaderim olduklarını söylediler, kederime katmadım.
Bugün hiç acıkmadım ve bu yüzden hiç doymadım.
Gördüklerime, duyduklarıma yine, yine, yine, yine, yine kat la na ma dım...
Başaramadım.
Çamurları üzerime bulaştıramadım...
Paslanamadım...
Çok çok çok çok kirli insanlar tanıdım...
Onlara masum olduğumu anlatamadım.
İnandıramadım...
Yapamadım...
Yaşayamadım.
h e r ş e y ç o k zor. çokçokzor
Geç kalınmış pişmanlıklarım geldiler, kapımı çaldılar. Açmadım.
Keşkelerim kaderim olduklarını söylediler, kederime katmadım.
Bugün hiç acıkmadım ve bu yüzden hiç doymadım.
Gördüklerime, duyduklarıma yine, yine, yine, yine, yine kat la na ma dım...
Başaramadım.
Çamurları üzerime bulaştıramadım...
Paslanamadım...
Çok çok çok çok kirli insanlar tanıdım...
Onlara masum olduğumu anlatamadım.
İnandıramadım...
Yapamadım...
Yaşayamadım.
h e r ş e y ç o k zor. çokçokzor
Mayıs 12, 2008
Hayat tıpkı çay gibi, az demlesen yavanlığından çok demlesen acılığından yaşanmıyor.
Her şeyi biriktirebileceğimi sanmıştım oysa ben daha yolun başında. Ucu bucağı olmayan bir valiz yanılgısına kapılmıştım hafızamı her hatırladığımda. Hafızadan bahsederken bile "hatırlamak" sözcüğünü kullanmak birilerinin oyunu olmalı, bu oyunu oynayan saklandığı yerden bir an önce çıkmalı.
Bazen daha önce çoğu zaman yanında bulduğun, sağında solunda, eteğinde yamacında bulduğun kişiyi en çok istediğin anda yanında bulamıyorsun. Etrafında dönüp anlamsızca haline ağlıyorsun. Ağlamana sebep okudukların da var, hatıraların da var. Utanmıyorsun ve usanmıyorsun. İşte tam da bu anda tüm hatıralar geliyorlar bekledikleri yerlerden. Reklamdaki gibi zihninin tüm dolaplarından, bütün çekmecelerinden bir şeyler fırlıyor. Sen ayak uyduramıyorsun yalnız, şaşırıp kalıyorsun. Donakalıyorsun hatta. Gözünde yaşlarınla don'akalıyorsun. Sonra teknolojiye sığınıp özlem gidermeye çalışıyorsun. Her şey yarım yamalak. Sevgilerimiz bile şebeke kurbanı. Çekmiyor, ses gelmiyor, ses gitmiyor, lanet ediyorsun. Anlamsızca yaşını hatırlıyorsun sonra, daha küçüğüm deyip gülümsüyorsun. Öyle içten gülümsüyorsun ki sokaktan geçenler de sana gülümsüyor. Yanında olsa o da sana gülümser, eminsin. İzmir'de olduğunu anımsıyorsun. Hani esnafın yüzünün hep güldüğü, birkaç kelimenin farklı adlarla çağırıldığı ve güneşin hep denize battığı bu sıcak şehir. Adı İzmir.
Burada olmamak için o kadar çok şey verebilirdim ki ve burada olmak için ne kadar çok şey verebilirsin... Bilmek, anlamak çözmeye yetmiyor. Sorunlarımız boyumuzu aştı, sorularımız yaşımızı aştı. "Sen çok iyi birisin"
Yalnızlık, yalnızlık, yalnızlık...
Kendimden çıkıp kendime dönüyorum.
Her şeyi biriktirebileceğimi sanmıştım oysa ben daha yolun başında. Ucu bucağı olmayan bir valiz yanılgısına kapılmıştım hafızamı her hatırladığımda. Hafızadan bahsederken bile "hatırlamak" sözcüğünü kullanmak birilerinin oyunu olmalı, bu oyunu oynayan saklandığı yerden bir an önce çıkmalı.
Bazen daha önce çoğu zaman yanında bulduğun, sağında solunda, eteğinde yamacında bulduğun kişiyi en çok istediğin anda yanında bulamıyorsun. Etrafında dönüp anlamsızca haline ağlıyorsun. Ağlamana sebep okudukların da var, hatıraların da var. Utanmıyorsun ve usanmıyorsun. İşte tam da bu anda tüm hatıralar geliyorlar bekledikleri yerlerden. Reklamdaki gibi zihninin tüm dolaplarından, bütün çekmecelerinden bir şeyler fırlıyor. Sen ayak uyduramıyorsun yalnız, şaşırıp kalıyorsun. Donakalıyorsun hatta. Gözünde yaşlarınla don'akalıyorsun. Sonra teknolojiye sığınıp özlem gidermeye çalışıyorsun. Her şey yarım yamalak. Sevgilerimiz bile şebeke kurbanı. Çekmiyor, ses gelmiyor, ses gitmiyor, lanet ediyorsun. Anlamsızca yaşını hatırlıyorsun sonra, daha küçüğüm deyip gülümsüyorsun. Öyle içten gülümsüyorsun ki sokaktan geçenler de sana gülümsüyor. Yanında olsa o da sana gülümser, eminsin. İzmir'de olduğunu anımsıyorsun. Hani esnafın yüzünün hep güldüğü, birkaç kelimenin farklı adlarla çağırıldığı ve güneşin hep denize battığı bu sıcak şehir. Adı İzmir.
Burada olmamak için o kadar çok şey verebilirdim ki ve burada olmak için ne kadar çok şey verebilirsin... Bilmek, anlamak çözmeye yetmiyor. Sorunlarımız boyumuzu aştı, sorularımız yaşımızı aştı. "Sen çok iyi birisin"
Yalnızlık, yalnızlık, yalnızlık...
Kendimden çıkıp kendime dönüyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


